11 Ağustos 2014 Pazartesi

Givenchy – Insense (1993)




Givenchy – Insense (1993)

1990'lı yıllar... Erken 90'lı yılların hafızamda fazlaca yeri olmasa da sonları acı hatıralarla hala zihnimin bir köşesinde canlı duruyor. Kabul etmeliyim ki 90'lı yılların başlarında parfümler ve kokular muhtemelen o kadar da ilgi alanıma girmiyordu. Belki de post-ergenlik döneminde bu hale geldim. Sadece koku hassasiyetim değil hayata bakışım da o zamanlarda mı şekillendi acaba?

İçiniz rahat olsun çünkü sıkıcı çocukluğumu size anlatmayı düşünmüyorum. Sadece o zamanları daha dikkatle gözden geçiriyorum zihnimde. Parfümlere dair her ne varsa çıkarmak için. Fakat ne yaptıysam bu parfümü anımsayamıyorum.

1993 yılında Givenchy, Insense ismindeki erkek parfümünü piyasaya çıkardığında büyük heyecan uyandırmadı. Hemen bir yıl sonra ise Insense Ultramarine piyasaya sürüldü. Ve bomba patladı. Bir yıl arayla çıkan iki parfümden ağabey Insense'in kısa süre içinde üretimi bitirildi. Ultramarine ise yıllarca dünyanın en çok satan erkek parfümlerinden olacaktı. İsimleri bile aynı olan iki parfümün birisi ticari olarak başarısız oluyor diğeri ise en çok satanlar listelerine giriyor. Kaderin cilvesi bu olsa gerek.

Küresel bir marka olarak Givenchy, küresel ticaretin gereklerini uygulamak zorunda. Başarılı olan parfümün üretimi devam ettirilir, başarısız olanlara ise elveda denir. Oysa Insense olayında durum biraz farklı. Çünkü üretimi bitirilen ilk Insense, yıllardır parfüm severlerin ve eski koku severlerin en çok sevdiği ve aradığı parfümlerden birisi olarak göze çarpıyor. Bu klasiğin hala büyük oranda seveni ve saygı duyanı var. Ultramarine, büyük kitlelere hitap eden piyasa parfümü gibi görülürken, Insense, parfümden gerçekten anlayanların ve merakı geçip, amatör koku severlik düzeyine gelenlerin gözdelerinden birisi. Üretimi bitirildiği için artık bulunmasının zor olması, bulunsa dahi yüksek fiyatlara satılması, onun hakkında küçük bir fikir edinmemizi sağlıyor.


İşin başka ilginç tarafı 1993 yılında çıkan Insense ve 1994 yılında çıkan Ultramarine koku olarak birbirlerine hiç benzemiyorlar. Insense 1980'lerin şiprelerini ve erkeksi parfümlerini andırırken, Ultramarine, sabunsu, akuatik ve modern karaktere sahip. Daha önceden Ultramarine versiyonunu denemiş ve fikirlerimi yazmıştım. Bugün ise ilk Insense'i büyüteç altına alacağım. Bakalım her yerde bahsedildiği kadar güzel mi kokusu?

Fragrantica'da aromatik fujer olarak sınıflandırılmış Insense. Üzerime sıktığımda beni eskilerden gelen turunçgiller karşılıyor. Buruk, tozlu ve nostaljik turunçgillerin içinde muhtemelen bergamot-portakal var. Modern olmayan, 1980'lere gönderme yapan bir turunçgil kullanımına sahip. Turunçgillere aromatik otlar eşlik ediyor. Üst notaları yapaylıktan uzak ve güzel. Orta kısımda buruk turunçgillerin etkisi devam ediyor. Ve parfümün asıl karakteri ortaya çıkmaya başlıyor. Bu andan itibaren çiçekler size merhaba diyor. Lavantayı hissediyorum. Yeşil iris (süsen), artemisia belki de manolya. Fakat kadınsı çiçekler düşünmeyin. Oldukça erkeksi çiçeksilikten bahsediyorum. Yeşil erkeksi çiçekler diyelim tam olsun. Bu bölüm yine kaliteli fakat bu kadar erkeksilik benim için fazla. Son kısımda erkeksi çiçeklerin hakimiyeti devam ediyor. Kapanışta odunsuluk daha önde gibi. Balsamsı ağaçsılık, çam-köknar ikilisine yakın. Böylece de tenden ayrılıyor.

Insense, genel olarak şipre-odunsu tarzına yakın. Başlangıçtaki ekşimsi turunçgiller-aromatik otlar neredeyse Eau Sauvage/Safari/Number One düzleminde. Fakat onlardan biraz daha canlı ve yeni. Orta bölümdeki erkeksi çiçekler, benim çok sevmediğim Safari tarzına yakın gibi. Fakat onun kadar eski kafa değil. Son kısım ise orta notaların paralelinde devam ediyor. Yani tarafsız gözle baktığımda çok değişken ve kompleks bir parfüm olmadığını söyleyebilirim. Düz çizgide ilerliyor.

Insense aslına bakılırsa ilginç bir yerde duruyor. Ne 1980'lerin sert erkeksi şiprelerine benziyor. Ne de 2000'li yılların şerbetli-şekerli oryantallerine. İkisinin arasında kalmış geçiş dönemi parfümü denebilir. Kullanım sürecinde farkediliyor ki, bariz şekilde eskiye öykünmüş. Küçük kardeşi Ultramarine kadar ferah, akuatik ve modern değil.


Insense'in en özgün tarafı kuşkusuz erkeksiliği. Günümüzün modern parfümlerinde fazla rastlanmayan erkeksilik, burada fazlasıyla mevcut. Tatlılık barındırmayan, hafiften maço yanı gözden kaçmıyor fakat ne Number One ne de Safari kadar yüklenmemiş erkeksi vurguya. Onlardan daha yumuşak, ferah ve giyilebilir. Insense için Mitsouko'nun erkek versiyonu denebilir mi diye düşünüyorum. Biraz zorlama olur bu benzetme. Fakat genç arkadaşlara Insense'i koklatsak büyük kısmı onu hacı yağlarına benzetebilir. Aslında gayet temiz, pürüzsüz, beyefendi ve sakin yapıda. Yaş olarak otuz ve üzerindeki erkeklere tavsiye etmem gerekiyor. Çünkü hiç de genç işi kokmuyor.

Evet o kaliteli. Hatta kimi yorumculara göre Givenchy'nin en iyi parfümü. İşi abartıp onun başyapıt olduğunu vurgulayanlarda var. Givenchy'nin en iyi parfümü olduğuna karar verebilmek için markanın bütün parfümlerini denemiş olmak lazım. Onun içindir ki öylesine iddialı cümleler kurmak yersiz. Fakat kalite ve farklı karakter anlamında yeni nesil Givenchy'lerden bir üst seviyede olduğu düşünülebilir.

İyi de Insense'i beğendim mi? Şimdi onun tarzının bana yakın olmadığı gayet açık. Bu kadar erkeksi parfümlere bir türlü ısınamıyorum. Onun içindir ki Insense bir şişesinin peşine düşeceğim bir parfüm değil. Fakat eski tarz aromatik şipreleri seviyorsanız ve bir erkek şeker-vanilya değil de böyle maskülen çiçeksi kokmalı diyorsanız, o zaman şimdiden nereden alacağınızın araştırmasını yapmaya başlayabilirsiniz.

Insense'in üzerine yapışan "erkeksi çiçeksilik" etiketinin faili Luca Turin gibi görünüyor. Ünlü kitabında Insense'i erkeksi çiçeksi olarak sınıflandırmış ve beş üzerinden beş puan vererek, en iyi erkek parfümleri listesine almış.

Başlangıcı keskin ve yoğun. Sonrasında fark edilirliği normal seviyeye geliyor. Kalıcılık bir EDT için iyi. Biraz hüzünlü tarafını düşünüp de onu sonbahar mevsiminde kullanmanın yerinde olacağını söyleyebilirim. Hatta çok soğuk kış günleri dışında her zaman kullanılabilir. Bu sıcak günlerde neyse ki hiç rahatsız edici değildi.


Önemli sayılabilecek bir noktaya değineyim. 2007 yılında Givenchy markasının kuruluşunun 50. yılı sebebiyle üretimi bitirilmiş ünlü ve klasik Givenchy parfümleri yeni şişe ve kutularda limitli olarak piyasa sürüldü. Bu parfümlerin arasında Insense de vardı. Fakat tahmin edeceğiniz gibi 2007 çıkışlı parfümlerin tamamı reformüle olarak çıktı. Yani şu an iki ayrı şişede Insense var. Orijinal olan şişesi Ultramarine'e benzeyen sarı kutulu şişe. Benim kullandığım orijinal formülasyonuydu. Uzun ince şişe sonradan çıkartıldı. Koku olarak ise deneyen yorumcular ufak tefek farklılıklar olduğunu söylüyorlar. Eğer bulabilirseniz eski sarı şişe/kutu olanı almanız daha mantıklı gibi görünüyor.

Parfümün tasarımını, kariyerinde önemli işlere imza atamamış burun Daniel Moliere gerçekleştirmiş. Şişesinin tasarımını Pierre Dinand'ın yaptığına dair bilgi var.

Not: Bu parfümü bana ulaştıran www.decantshop.com sitesine teşekkür ederim.

Koku Güzelliği:10/7

7 Ağustos 2014 Perşembe

Etat Libre d’Orange – Archives 69 (2011)




Etat Libre d’Orange – Archives 69 (2011)

"Mandalina, kırmızı meyveler CO2, orkide & Prune JE, tütsü, kafur, kırmızı biber, benzoin, paçuli ve misk." Sizce bu birbiriyle alakası olmayan notalardan anlamlı ve güzel kokan bir parfüm çıkar mı?

Kırmızı meyveler CO2'nin ve Prune JE'nin ne olduğu konusunda fikrim yok. Bu terimlerin gizemli bir Da Vinci şifresi olduğunu da sanmıyorum. Kendisinden beklendiği gibi farklı ve radikal bir koku tasarımının işaretleri mi acaba bu notalar. Yoksa yine şişirilmiş pazarlama cümleleri mi?

Sıradışı konseptler, popüler kültüre güçlü göndermeler, cinsellikle mizahın kesiştiği isimler, absürt hikayeler. Eğer bir niş parfüm evi, bunları size vaat etse tepkiniz nasıl olurdu bilemiyorum. Fakat Etat Libre d'Orange'ın yapmak istediği şeyi yavaş yavaş anlamaya başladığımı sanıyorum. Üstelik kullandığım sekizinci parfümünden sonra!


Archives 69 ismine ilk bakışta cinsellik çağrışımı yaptığı düşünülebilir. Belki de benim içim fazlasıyla fesat. 69 ifadesinin bir seks pozisyonu olduğunu ve porno sektöründe sıklıkla kullanıldığını bilmek için çok kültürlü olmamıza gerek yok. Orijinal numunesinin içindeki küçük bilgilendirme broşürünün arka yüzünde büyük harflerle "Masumiyetin Sonu" ibaresinin olması rastlantı olmasa gerek. Yine aynı broşürdeki "Bu parfüm şehvetsel kurtuluşun kokusudur" yazması manidar.

Etat Libre d'Orange'den beklendiği üzere seks çağrışımı yapan Archives 69 ismi, markanın iddiasına göre tamamen bizim abartmamız. Paris merkezli markanın buradaki ana mağazasının adresinden geliyormuş ismi. 69 Rue des Archives adresinde bulanan Etat Libre d'Orange merkez butiği, parfüme ismini verdiyse de benim gibi kuşkucuların merakını tam anlamıyla bastırabilmiş değiller.

Archives 69, epeydir çekmecede duran parfümlerdendi. Neden onu uzun zamandır karanlık çekmecemde unuttuğumu bilemiyorum. Belki de bundan önce denediğim diğer Etat Libre d'Orange parfümlerinin biraz hevesimi kırmasıydı sebep. Putain des Palaces dışındaki kokularla bir türlü yakın arkadaş olamamıştık. Bakalım Archives 69 ile nasıl bir ten uyumu sağlayabileceğim.


Parfümün açılışında garip bir kokuyla karşılıyorum. Üst notaların bende uyandırdığı izlenim Vicks kokusu. Eskiden babam evde sık sık Vicks kullanırdı. O günlere gitmemi sağladı başlangıcı. Mentol diyesim var. Belki alkol. Kimisi kafur demiş, kimisi de biber. Pek bir şeye benzetemedim üst notaları. Zaten kokuyu da sevemedim. Tuhaf açılış bana göre değil. Orta kısımda biraz daha tanımlanabilir kimlik kazanıyor. Tatlımsı meyveler hissediyorum. Muhtemelen erik ya da yaban mersini. Tabii büyük oranda mandalinayı unutmamak lazım. Meyveler dedim ama ferah meyveler ve turunçgiller akla gelmesin. Olgun ve biraz karanlık mandalina Tauer'in turunçgil kullanımını hatırlatıyor. Meyvelere ilerleyen saatlerde tatlımsı metalik baharatlar ekleniyor. Biber burada başrolde. Orta kısım başlangıcına göre daha kabul edilebilir. Son kısımda misk öne çıkıyor. Belki biraz tütsü. Tatlılık sonlarda da mevcut. Orta bölüme yakın ilerliyor kapanışta kokusu.

Archives 69, diğer Etat Libre d'Orange parfümlerinde karşılaştığım tuhaf yapaylığı bünyesinde barındırıyor. Bazı yorumcuların medikal-eczane benzetmesi doğru olabilir. Ben plastiğimsi bir derinin verdiği türden yapaylık hissediyorum daha çok. Hatta tatlı balkabağı bile diyesim var. Archives 69, Tilda Swinton: Like This gibi balkabağı tatlısı hissini verdi bana. Parfümün üzerinde bir hayalet gibi dolaşıyor adeta.

Bu arkadaşı sınıflandırmak kolay değil. Odunsu bir parfüm değil. Vanilya, kahve, karamelli bir hali de yok. Sanırım onun için meyveli-baharatlı denebilir. Öne çıkan aktörler yaban mersini, erik, biber olarak göze çarpıyor. Fakat bu notaları çok berrak şekilde algılayamıyorsunuz. Sanki kokusu bilerek karmaşık hale getirilmiş hiç kimsenin anlayamaması için. Biraz kakafonik ama lezzetli. Muhtemelen fena halde ten seçen bir parfüm. Doğru tenle buluştuğunda çok güzel olacağına eminim.


Archives 69'un sanatsal bir koku karakteri olduğu söylenebilir. Günlük kullanımda, sokakta dolaşırken yada ofis kullanımına uyacağını sanmıyorum. "Mod ve an" kokusu bence. Mistik ve transandantal değil. Çözmesi zor, kullanımı zor, sevmesi zor ve alışması zor bir kokuya benziyor. Onun için yeterince emek harcayacak şanslı kişileri arıyor olabilir.

Zaman zaman kadınsı, pudralı, rujumsu, sabunsu hale geliyor. Başka zaman ise uniseks kullanıma uygun meyveli, baharatlı, cazibeli bir yapıya bürünüyor. Kimi zamanlardaysa rahatsız edici, bıktırıcı, yapay, plastiğimsi, iç gıcıklayıcı, ukala ve şımarık oluveriyor.

Archives 69'u sevdim mi sorusunu bana soruyor musunuz bilmiyorum ama yine de cevap vereyim. Bir Etat Libre d'Orange parfümünü sevmek-nefret etmek yada kaliteli bulup-bulmamak bağlamında düşünürsek hata yapabiliriz. Çünkü onların tarzları bu. Garip, benzersiz ve uçuk. Archives 69'un bu ifadeleri karşıladığı söylenebilir. Bu parfümün kolay kolay benzerine rastlayacağınızı sanmıyorum. Bu anlamda "size özel" tarafını göreceksiniz. Kokusunu genel anlamda çok sevdiğimi söyleyemem. Başlangıcı çok itici. Orta kısımdan itibaren plastiğimsi yapaylık hissedilse de fena bir parfüm değil. Fakat büyük boy şişesini almak konusunda ısrarcı olacağımı sanmıyorum. Yine de onu kullandığım için pişman değilim. Koku hafızama farklı bir hatıra daha kazınmış oldu.


Denemeden alınması halinde pişman olma olasılığı yüksek. Uniseks olarak geçse de kadın kullanımına yakın gibi. Sonbahar-kış mevsimi için daha uygun olacaktır. Parfümün tasarımını, sektörün tanınan isimlerinden Christine Nagel yapmış. Eau de Parfum (EDP) konsantrasyonuna sahip.

Koku Güzelliği:10/6.5

3 Ağustos 2014 Pazar

Rochas – Eau de Rochas Homme (1993)


Rochas – Eau de Rochas Homme (1993)

Tahmin edebiliyorum parfüm bağımlısı dostlar. Rochas kelimesini duyduğunuzda, 1999 çıkışlı, sivri şişeli, karamelli kokusuyla en çok satanlar listelerinde yer alan Rochas Men aklınıza geliyor. Hiç üzülmeyin çünkü tamamen haklısınız. Bu lezzetli gourmand öylesine başarılı oldu ki, adeta markayla özdeşleşti. Onun popülerliği, Rochas'ın diğer önemli parfüm klasiklerini bir parça geri plana attı bile diyebiliriz.

1925 yılına kadar uzanan tarihini düşünürsek, Rochas'ın 40 civarında parfüme imza atması fazla olmasa gerek. Gerçi markanın kurucusu Marcel Rochas, ilk parfümünü 1936 yılında Audace ismiyle piyasaya sürmüştü. Bu anlamda aslında Rochas'ın moda dünyasında olduğu kadar parfümler konusunda da önemli bir tarihe sahip olduğu söylenebilir.

Geçtiğimiz haftalarda bahsettiğim Edmond Roudnitska'nın Rochas'a armağan ettiği iki değerli klasik Femme Rochas ve Moustache'den ibaret değil önemli parfümleri. Tocade, Monsieur Rochas, Madame Rochas, Macassar, Globe gibi döneminin başarılı parfümleri unutulmamalı. Ve tabii ki Eau de Rochas.

1970 yılında Rochas markası, Eau de Rochas ismiyle piyasaya sürdüğü kadın parfümüyle önemli bir başarı yakalamıştı. Bugün hala sevilen kadın parfüm klasiklerinden olan Eau de Rochas'ı Nicolas Mamounas tasarlamıştı. Eau de Rochas'ın bu başarısının ardından yirmi üç yıl sonra aynı isimli erkek parfümü piyasaya sürüldü. Eau de Rochas ismine sadece "Homme" eklenmişti. Kokusu da aynı düzlemdeydi: Turunçgil.


Görüntü itibariyle 1970 yılı orijinal formül Eau de Rochas'ın başarısını yakalayamamış görünüyor erkek versiyonu Eau de Rochas Homme. Tabii bu durumu çok yadırgamamak gerekir. Önemli bir parfümün, sonradan yapılmış erkek ya da kadın versiyonları her zaman büyük ses getirmeyebilir. O sözcüklerle anlatılamayan büyü çoğu zaman yakalanamaz. Zaten o "şeyi" yakalayan parfümlerin önünde de kimse duramaz.

1993 çıkışlı Eau de Rochas Homme, ismindeki "eau" teriminden anlaşılacağı üzere ferah ve hafif kokusu olduğu izlenimi veriyor. Kullanım sürecinde çok da yanlış olmadığını farkettim bu düşüncemin. Parfümü ilk sıktığınızda sizi buruk limon karşılıyor. Çok canlı ya da parlak değil limon. Eski tarz kolonyamsı aromatik limona otlar eşlik ediyor. Başlangıcı çok sevdiğim tarzda limon kullanımına sahip olmasa da beğendiğimi söyleyebilirim. Gayet doğal ve ferah. Orta kısma geçildiğinde kokusu turunçgil eksenine doğru kayıyor. Belki bergamot, mandalina, misket limonu ve mine çiçeği. Bu andan itibaren biraz sabunsu-çiçeksi yanını ortaya çıkarıyor. Başlangıcı kadar ilgi çekici değil orta notalar. Son kısımda orta notaların düzleminde devam ediyor. Farklı olarak sedir ağacı ve az da olsa plastiğimsi yapaylık hissediyorum. Son bölüm parfümün en başarısız tarafı bence.

Eau de Rochas Homme'u büyük beklenti ile kullanmaya başlamıştım. Eskinin erkeksi aromatik şiprelerine benzeyeceğini düşünmüştüm. Onda Eau Sauvage karakteri göreceğimi sanmıştım. İlk saniyelerde umudum vardı. Fakat orta notalardan itibaren sıradan bir turunçgil kokusuyla karşılaştım. Bu anlamda aradığım ruhu bulamadım.


Başlangıcında gayet güzel limon ile açılışı yapıyor. Aromatik otların eşlik ettiği limon çok doğal ve sevilesi. Hatta açık ara parfümün en beğendiğim yeri oldu başlangıcı. Fakat sonrasında tuhaf bir burukluk halini alıyor. Muhtemelen sabunsu bergamot veya mine çiçeği bu efekti veriyor. Her nereden geliyorsa gelsin orta bölüm bana göre değil. Daha doğrusu bu tür turunçgil kullanımından hiç tat alamıyorum. Başlangıçtaki kalite hissiyatı da azalıyor. Son kısımda ise küçük çaplı hayal kırıklığı beni bekliyor. Yapaylık sınırındaki odunsular gayet sıradan. Buradaki turunçgiller de bir garip. Ne bileyim beğenmedim ya mutlaka bahane bulmam gerekiyor diye düşünüyorum belki de.

Başlangıcı dışında durağan, cansız, heyecansız, iddiasız, konfora ve temiz kokmaya önem vermiş bir parfüm gibi duruyor. Evet onu tanımlamak için doğru kelime sanırım "temiz". Gayet efendi, sürpriz yapmayan, tek düze, derinliği olmayan basit bir turunçgil kolonyası ile karşı karşıyayız dersem abartmış olmam. Kendine özgü, yenilikçi, karakteristik yapıya sahip değil.

Sakin hali, muhtemelen kalıcılık ve farkedilirliğine de yansımış. Bir çok yorumcunun şikayet ettiği kadar var. Kalıcılığı ten üzerinde 2-3 saat civarında. Bu komik kalıcılık serüveninden sonra farkedilirliğe dikkat kesiliyorum. Ama ne çaba. Başlangıcı dışında çok çekingen ve kendi kabuğunda. Neredeyse hissedilmiyor bir süre sonra. Hani tamam bir parfümün hafif olması düşünülebilir. Fakat bu kadar da olmasın be Rochas. Eğer bir parfümde performans arıyorsanız, Eau de Rochas Homme'u şimdiden listenizden çıkarabilirsiniz.

Parfüm eleştirmeni Luca Turin, kitabında Eau de Rochas Homme'ı odunsu turunçgil olarak sınıflandırmış. Beş üzerinden dört puan vererek oldukça beğenmiş. Yine bay Turin'den şaşırtıcı bir not benim için. Gel senin sisteminde en fazla üç puan verelim şu parfüme bay Turin. Fazlası cidden kurtarmaz.


Parfümün tasarımcısı olarak kimi kaynaklarda Nicolas Mamounas kimi kaynaklardaysa Gilles Romey ismi görülüyor. Anladığım kadarıyla parfüm 1993 yılında Eau de Rochas Pour Homme ismiyle çıkmış. İlerleyen yıllarda "Pour" kelimesi isimden çıkarılmış ve sadece "Homme" kalmış. Muhtelemen de reformülasyon geçirmiş. Benim denediğim yeni sürümü Eau de Rochas Homme olanıydı. Eski sürümünü yani isminde "Pour" geçen şişesini bulursanız çok daha güzel bir kokuyla karşılaşacağınızı düşünüyorum. Çünkü genel olarak eski versiyonu daha çok beğenilmiş. Şişesinin tasarımını ise Serge Mansau yapmış.

Erkek parfümü olarak piyasaya sürülse de kadınlar ferahlatıcı kolonya niyetine rahatlıkla kullanabilir. Kolonya dediğime bakmayın EDT konsantrasyonuna sahip. Tam bir sıcak yaz günü parfümü. Yirmi beş yaş ve üzerindeki arkadaşlara önerelim de sonra kavga çıkmasın.

Not: Bu parfümü bana ulaştıran www.decantshop.com sitesine teşekkür ederim.

Koku Güzelliği:10/5.5

31 Temmuz 2014 Perşembe

Frederic Malle – French Lover (Bois d’Orage) (2007)



Frederic Malle – French Lover (Bois d’Orage) (2007) 

Cazibeli bir isim. Minimal sayılabilecek şişe tasarımı. Yüksek kaliteli kokular. Aristokrat-ukala izlenimi veren bir parfüm editörü. Frederic Malle’in uzun zamandır ilgimi çeken parfümü için ilk etapta zihnimde uyanan imgeler şimdilik bunlardan ibaret.

Malle koleksiyonundan genel olarak yüksek beklentileri olan fakat o kadar da kendime yakın bulamadığım parfümlerle karşılaşan bir dünya vatandaşıyım. Evet konseptler müthiş, çalışılan parfümörler en iyileri, markanın sektörde konumlandırılması başarılı. Yine de her nedense Malle parfümlerine karşı büyük bir sevgi oluşamadı içimde bir türlü. Saygı duyma anlamında muhakkak ki kusurumuz olmaz.

Özellikle ismiyle merakımı cezbeden bir parfümdü French Lover. Zaten bir parfümle karşılaşmamızda ilk iki unsur zihnimizde yer eder. Birincisi ismi ikincisi ise kutu-şişe tasarımı. French Lover bu anlamda insanın zihnine kazınıyor ismiyle ve uyandırdığı merak dalgasıyla. Her ne kadar parfümün ilk ismi French Lover olsa da tuhaf bir şekilde Amerikan pazarından tepkiler gelmiş bu isimle ilgili ve ikinci bir isim konulmuş. Bois d’Orage parfümün ikinci ismi olarak ortaya çıkmış. Yani pek karşılaşmadığımız şekilde parfümün iki ismi var. Ben ilk ismi olan French Lover’ı kullanacağım.

 

Editör Frederic Malle, 2007 yılında ünlü burun Pierre Bourdon’a French Lover’ı tasarlaması için emanet etmişti. Aslında French Lover, markanın 2000 yılı parfümü Angeliques Sous La Pluie’nin daha güçlü versiyonu olarak düşünülmüştü. İki parfümdeki melek otu notası bu etkiyi vermesi açısından ortak nokta olarak düşünülebilir. Fakat French Lover gördüğüm kadarıyla oldukça farklı bir parfüm olarak Angeliques Sous La Pluie’den ayrılıyor. Detaylara bu noktada ara verip parfümün bende oluşturduğu izlenime geçeyim.

Parfümün resmi tanıtımındaki “güçlü, tensel, rafine ve aromatik-baharatlı” tarafına vurgu yapılması gayet açıklayıcı. French Lover’ın merkezinde melek otu, sedir ağacı ve kabe samanı (vetiver) olduğu belirtilmiş. Üzerime ilk sıktığımda beni yeşil bir koku karşılıyor. Çam ağacı ve ardıç meyvesi hissiyatı veren yeşil karakter alışması zor ve yüksek kaliteli. Çok karşınıza çıkacak cinsten değil üst notalar. Peki ben beğendim mi? Sanırım evet. Orta kısımda yeşil tarafı geriye çekiliyor. Bu andan itibaren odunsu bir vetiver başrole geçiyor. Tatlılık barındırmayan köksü, topraksı, doğayı çağrıştıran bir koku var karşımda. Evet sedir ağacı orada. Belki biraz kuru baharatlar. Hafiften karanlık, gri ve donuk. Son kısma gelindiğinde dumansı tütsü var. Sedir ağacı tütsüye eşlik ediyor. Fakat tütsü daha baskın. Farklı bir tütsü kullanımına imza atıldığı söylenebilir.

French Lover’ı ilk kullandığımda odunsu bir vetiver kokusuna sahip olduğunu düşünmüştüm. Aslında çok da yanlış sayılmazdı. Fakat parfümü biraz daha kullandığımda göründüğünden daha derin anlamlar olduğunu hissettirdi bana.

French Lover’ın, erkeksi, kuru, ağaçsı, reçinemsi, topraksı, yarı-karanlık ve resmi bir tarzı var. Fazlasıyla Fransız, yüksek kaliteli, gizemli, anlaşılması zaman isteyen, kendisini ilk anda ortaya dökmeyen, belki de bilinçaltı mesajlar gönderen bir parfüm.

Eğer bir vetiver bitkisi bulsak ve kökünü topraktan çıkarsak muhtemelen French Lover gibi kokar. Yada bir çam ağacı ormanında dolaşırken, burnunuza gelen reçine, uzaklarda yakılmış bir ateşin kokusu ve tütsü ile birleşse French Lover’ı andırır.

French Lover günümüzün modern tatlımsı baharatlı piyasaya parfümlerden öylesine uzak ki. Bu kokuyu başkaları beğensin diye kullanacak olursanız hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz. Tamamen deneysel ve tematik bir parfüm. Bu anlamda Frederic Malle’in gerçekleştirmek istediği şeye benziyor belki de.



Zaman zaman karanlık bir ormanda dolaşırken buluyorum kendimi bazen de ferah sayılabilecek vetiverle flört ediyorum. Tenimden hiç olmayacak zamanda gelen tütsü ise aklımı karıştırıyor. Bu parfüm ne? Bu parfüm kim? Bu parfüm neden? Bu parfüm nasıl?

Bazı parfümler vardır kafanızı karıştırır. Ne düşüneceğinizi bilemezsiniz. Sevip sevmediğinizi anlayamazsınız. Onun hakkında bir karar veremezsiniz. Hep bir kuşku vardır içinizde. İşte French Lover’ın bana yaptığı buydu. Gerçi bu andan itibaren sevmek yada sevmemek anlamını yitiriyor. Beğendim mi? Evet. Çok beğendim mi? Hayır. Nefret mi ettim? Hayır. Tuhaf mı buldum? Evet. İşte French Lover hakkındaki karmaşık düşüncelerim böyle.

O, güçlü şekilde erkeksi çağrışımlar yapıyor. Zaten kendi sitelerinde de bu duruma vurgu yapılmış. Yirmi yaşındaki genç arkadaşlara onu öneremeyeceğim. Parfümlere yeni merak salmış kardeşlerimiz de şimdilik French Lover’dan uzak durmalı. Yoksa onun anlatmak istediklerini anlamakta zorlanacaklardır.



Kimi yorumcular onun ferah yanı olduğunu söylüyorlar. Bence o kadar da ferah bir parfüm değil. Verdiği hissiyat bakımından biraz Sycomore ve Encre Noir’i andırıyor. Serin sonbahar ve erken kış mevsiminde kullanmak daha iyi sonuçlar verecektir. Bu çok sıcak günlerde kullandığım French Lover yine de rahatsız edici değildi. Fakat yaz akşamlarında kullanmak daha iyi fikir.

Kalıcılığı çok iyi. Başlangıcı yoğun ve dolgun. Bu anlamda fazla kullanmamak gerekebilir.

Koku Güzelliği:10/8