25 Ocak 2014 Cumartesi

Frederic Malle – Musc Ravageur (2000)


Frederic Malle – Musc Ravageur (2000)

"Ben Cherbourg'da doğdum. Beş yaşında ailemle birlikte Paris'e seyahat ettim ve orada kaldım. Organik kimya ve teorik fiziğe karşı büyük bir tutkuyla bağlıydım. 1973 yılında, Chanel No.19'un yaratıcısı Henri Robert, bir kromatografi laboratuvarını geliştirmek için onunla beraber çalışmamı istedi. Altı yıl onunla birlikte Chanel'de çalıştım. Orada çalışırken kendi kendime parfüm tasarım mesleğini öğrendim yani kendi kendimi yetiştirdim. Oysaki çok yaratıcı bir alan olan organik kimyaya hala aşıktım.

Bence yaratım her yerdedir. Herhangi bir şey yaratıcı olabilir. Kariyerimde, zaman zaman şampuanlar üzerinde çalışırken buldum kendimi. Başka bir açıdan bakmak gerekirse, şampuanların insanları rahatlatıcı etkilerinin olduğunu düşünüyorum. Sabunlar ve şampuanların içinde sürprizler vardır. Günümüzün modern parfümcülüğünde imkanlar çok daha fazla. Gerek kapsam gerek zaman gerekse kaynak açısından.

Frederic Malle ile 1990'lı yıllarda New York'ta tanıştım. Malle, bana Pierre Bourdon'u gönderdi çünkü onun için parfümler tasarlamamı istiyordu. Frederic Malle'e aklımda hazır bir parfüm formülünün olduğunu söyledim. Onun detaylarını Malle'e verdim. Beraber üzerinde biraz çalıştık ve üst notalara azıcık ferah notalar ekledik. Böylece Musc Ravageur ortaya çıktı."


Yukarıdaki söyleşi dünyaca ünlü parfümör Maurice Roucel'e ait. Hayatının kırk yılını parfümlerin ve kokuların içinde geçirmiş bir usta o. Farklı ana akım ve niş marka için yüzden fazla parfüm tasarlamış durumda. Her oluşturduğu parfüme "küçük çocuğum" diyen ve onları kendisinden parça olarak gören bir sanatçı o. Benimde Rochas Man ve Bogart Pour Homme gibi oldukça beğendiğim işlere imza attı Roucel. Onun tarzını kendime yakın bulduğumu söyleyebilirim. Bunun içindir ki Roucel'in işlerini daha bir dikkatli takip ediyorum. Hele bir parfümü var ki uzun zamandır en merak ettiğim eseri dersem yanlış olmaz. Bu ünlü arkadaşın ismi Musc Ravageur olarak tarihe geçmiş durumda.

Maurice Roucel'in niş parfüm evi Frederic Malle için tasarladığı Musc Ravageur'u kokular dünyasının çok içinde olmayanlar bilmeyebilir. Fakat bu dünyanın sihirli kapısından biraz başını uzatıp içeriye bakan herkesin çok iyi bildiği bir parfüm. Hatta yurt dışında büyük bir fenomene biraz daha abartacak olursam efsaneye dönüşmek üzere olan bir parfüm Musc Ravageur. Hakkında onlarca yorum yapılan, bir sürü blog yazarının dayanamayıp, incelemesini yazdığı ve niş parfümcülüğün en başarılı örneklerinden birisi olarak gösterilen bu baş yapıtı birde Parfüm Merakı'nın penceresinden okuyun bakalım.

Musc Ravageur'un tanıtımı için şunlar söylenmiş: "2000 yılında çıkarılan bu kompozisyon, amber oryantallerinin tarihinde dönüm noktasıdır. Bu duyusal parfüm, güçlü ancak mükemmel şekilde kontrollü, dramatik ve gizemlidir. Bu parfüm "baştan çıkarma ve bunun cömertçe sunumu" olacak şekilde Maurice Roucel tarafından oluşturulmuştur. Musc Ravageur mevcut heveslere baskın çıkan uzlaşmasız bir oryantaldir. Başlarda patlayarak çıkan bergamot, tangerine ve tarçına karşı sonlarında vanilya, misk ve amber vardır. Seksi, fırtınalı bu parfüm tek kelime ile: ravageur (yıkıcı, yokedici)


Musc Ravageur'u üzerime ilk sıktığımda küçük bir şokla karşılaşıyorum. Yoğun bir hayvansallık burnuma hücum ediyor. Oldukça sert ve rahatsız edici bu hayvansallık, miskten kaynaklanıyor büyük ihtimalle. Geri planda da tatlı baharatlar var. Üst notalar için hayvansal miskle tatlımsı karanlık baharatların karışımı denilebilir. İlerleyen dakikalarda hayvansallık azalıyor. Bu radikal değişimin ardından orta notalarda egzotik nefis bir amber karşıma çıkıyor. Ona güçlü şekilde sıcak baharatlar eşlik ediyor. Karanfil ve tarçın, çok başarılı kullanılmış. Amberle uyumları harika. Orta notalar nefis olmuş. Geçeyim sonlara. Alt notalar, orta kısımla benzerlik içerisinde. Burada amberin etkisi biraz azalırken, onun yerine pudralı vanilya, beyaz çikolata ve odunsu notalar geliyor. Baharatlar az da olsa oradalar. Parfüme ismini veren misk de kendisine yer buluyor kapanışta. Son kısım biraz ortalama olmuş diyebilirim. Yine de gayet güzel.

Basit bir akıl yürütmeyle bu parfümü iki kısma ayırabilirim. İlk kısım, başlangıçtaki yoğun miskli hayvansallık ve karanlık tatlı baharatlar. Buradaki kirli misk kullanımı Muscs Koublai Khan ve Absolue Pour Le Soir ile benzer. Aynı hayvansal misk kullanılmış neredeyse. Sevmesi ve kabul etmesi zor. İkinci kısım ise tatlı baharatların, amberin, vanilyanın ve odunsu notaların kesin hakimiyetinde devam ediyor. Teninizden uçup gidene kadar.

Musc Ravageur, başlangıcıyla iç gıcıklayan, üzerinizden çıkıp gitmesini isteyebileceğiniz kadar tahammül sınırını zorlayan bir arkadaş. Eğer başlangıcındaki hayvansallığa dayanabilirseniz sizi ilerleyen dakikalarda müthiş baharatlar ve amber karşılıyor. Bence parfümün bu kadar sevilmesinin önemli faktörlerinden birisi de orta notalar. Benimde hayran olmamı sağlayan karanfil-zencefilin, amber ve vanilyanın içinde eritilmesi gerçekten güzel fikir. Uygulamada da başarılı. Fakat son kısmı böylesi bir marka ve niş parfüm için ortalama olmuş. Kötü değil ama yanık vanilya efekti biraz daha rafine olabilirmiş. Hatta ana akım markalarda çok daha başarılı vanilya kullanımlarına rastladım.


Musc Ravageur, Frederic Malle'in en popüler ve en çok satan eseri. Bunun sebeplerini anlayabiliyorum. Rahatsız edici başlangıcından sonra ortaya çıkan aromayı, bir çok kişinin beğenebileceğini düşünüyorum. Özellikle sıcak baharatlar ve vanilya seviyorsanız, mutlaka denemeniz gereken seçeneklerden birisi olarak göze çarpıyor. Denemelerimde onun sıcacık bir parfüm olduğu izlenimine kapıldım. Bu anlamda soğuk kış mevsimi için uygun olacağı çok açık.

Kokusu genel olarak tatlılık barındırıyor. Tam anlamıyla bayık şekerli olmasa da zaman zaman vanilyadan gelen yanık karamel efekti, parfümü oldukça tatlı bir eksene oturtuyor. Sadece vanilya değil, tonka fasülyesinin de ciddi anlamda katkısı var gibi görünüyor tatlılık işinde. Eğer tatlımsı ve erkeksi parfümleri seviyorsanız, sizin için mutlu edici olmayabilir. Bu haliyle bence hem kadın hem de erkek kullanımı için uygun.

Can alıcı soruyu soralım. Musc Ravageur’ın bu kadar övgüler almasını ve fenomen haline gelmesini hak edecek kadar güzel kokuyor mu? Burada tabiki kişiden kişiye değişecek yanıtlar olacaktır. Başlangıcı ile orta kısmının bir bölümü çok riskli ve sevmesi zor. Sonları ise çok daha kabul edilebilir. Bu kadar hayvansallık hoşuma gitmediği için onun böylesine ilgi görmesine şaşırıyorum. Evet sıra dışı ve rahatsız edici tarafları mevcut. Bu haliyle benim için harikalar yaratmasından ziyade, farklı bir koku deneyimi olarak yerini alıyor. Yani ona aşık olmuyorum ama kötü koktuğunu da iddia etmiyorum. Kullanım sırasında Musc Ravageur’dan çok daha sevdiğim ve kendime yakın parfümler oldu. En iyi parfümler listesine girebileceğini sanmıyorum.

Parfüm yazarı Luca Turin'in kitabında Musc Ravageur "hippie misk" olarak sınıflandırılmış ve beş üzerinden üç yıldız verilmiş. "Güçlü misk barındıran hayvansal eski berber dükkanı kokusuna" benzetmiş ve Gucci Envy For Men'i andırdığını söylemiş. Evet biraz benzediği söylenebilir Envy’e. Fakat ben daha çok Absolue Pour Le Soir’e yakın buldum Musc Ravageur’u. Bir başka parfüm kritikçisi Chandler Burr’de beş üzerinden beş puan vermiş.


Eau de Parfum (EDP) konsantrasyonuna sahip. Kalıcılığı kıyafet üzerinde çok iyi. Fark edilirliği başlangıçta yüksek. Onun için fazla miktarda sıkmak rahatsız edici olabilir. Yirmi beş yaş ve üzerindeki arkadaşlara tavsiye ederim. Ne olur ne olmaz denemeden almayın.

Not: Bu parfümü bana ulaştıran www.decantshop.com sitesine teşekkür ederim.

Koku Güzelliği:10/7.5

21 Ocak 2014 Salı

Chanel – No.5 (1921)


Chanel – No.5 (1921)

Bu öylesine bir hikaye ki, sayfalarca da yazılsa muhakkak eksik yanları kalacaktır. Hatta biraz mutluluğun resmini çizmek gibi. Bitmeyen bir aşkın, bağlılığın, tutkunun, muhafazakarlığın, dişiliğin, estetiğin, sanat eserinin, zamanın ötesini tasarlamanın hikayesi aslında. 20. yüzyıldan 21. yüzyıla uzanan bir köprü olarak düşünülebilir No.5. Onu nasıl anlatmaya başlasam ki…

Her şey, zeki bir Fransız iş kadınının, Parisli elit sosyal tabakaya mensup kadınlar için devrimci bir koku tasarlamaya karar vermesiyle başladı. Gabriel Chanel isimli bu genç kadın, henüz yirmili yaşlarının başında Fransız moda çevrelerinin fenomeni olmuştu. Matmazel Chanel, 1909 yılında tekstil milyoneri Etienne Balsan'ın metresi olmuş ve bunun sonucunda Balsan'ın apartmanının altında butiğinin ilk adımlarını atmıştı.

1920'li yılların başında, Paris'te iki başarılı butiğe sahipti. İşleri yolunda gidiyordu. Tasarımları adeta kapışılıyordu sosyete tarafından. Fransa'nın güneyinde bir villa satın almış ve dönemin zenginlik sembolü mavi Rolls Royce’u ile gezintilere çıkıyordu. Moda dünyası adeta onun etrafında pervaneydi. Herkesin imrenerek hatta kıskanarak izlediği hayatında bir eksiklik olduğunu düşünüyordu. Galiba ne istediğini sonunda anlamıştı. Matmazel Chanel, 1920'li yılların modern kadınını özetleyecek ve onu tarif edebilecek bir koku yaratmak istiyordu.


Böylece efsane parfümör Ernest Beaux ile irtibata geçti. Beaux, Rusya Kraliyet Ailesi’nin özel parfümcüsüydü. Matmazel Chanel için hemen çalışmalarına başlayan Beaux, bir kaç ay sonra on farklı koku numunesini Chanel’in beğenesine sundu. Bu örneklerin isimleri şöyleydi: 1,2,3,4,5,20,21,22,23,24. Chanel bu on numune arasından beş numaralı olanı seçti. Bu seçim, parfüm dünyasında yeni bir çağın başlamasını sağlayacaktı.

Kaderin bir oyunu mu bilinmez ama çok ilginç bir şey olmuştu. 5 numaralı numunenin aslında hata sonucu oluştuğu kulaktan kulağa yayıldı. Parfümör Beaux'un asistanı, parfümün yapımı aşamasında labaratuvarda çalışırken, 5 numaralı numunede yanlışlıkla fazla miktarda aldehit kullanmıştı. Doğada bulunmayan ve sentetik olarak üretilen aldehit isimli kimyasalın bir parfümün içine ilk defa bu kadar çok oranda konulmasına şahit olunuyordu.  Zaten No.5’ı bu kadar eşsiz ve devrimci yapanda içeriğindeki yüksek orandaki aldehit sentetiğiydi. Bayan Chanel, küçük bir kaza sonucu son halini alan bu kokuya mest olmuştu.

Yasemin, gül, sandal ağacı ve vanilyanın başrolündeki bu parfüm, ilk çıktığı zaman, Matmazel Chanel'in ustaca pazarlama taktikleriyle büyük başarı yakaladı. Bu önemli başarıyı kutlamak için, Chanel, Ernest Beaux ve arkadaşlarını popüler bir restorana davet etti. Yemekten sonra masadaki kadınlara yeni parfümünü koklattı.

No.5 isimli parfümü deneyen her kadın adeta kendinden geçmişti ve bu kokunun ne olduğunu sordu. Matmazel Chanel, yeni parfümünün onayını almıştı adeta. Üstelik hemcinslerinden. Ve parfümü için şöyle söyleyecekti:


"Kalabalık bir ortamda No.5'ın kokusunu alan birisinin ilk yaptığı şey yürüdüğü yolda durmak olur. O anda, karşı taraf, daha önce hiç rastlamadığı bir kokuyla karşılaşmıştır. Bu durum, parfüm tarihinde bir devrimdir." Bu kokunun Gabriel Chanel'in manastırda geçen çocukluk anıları ve şöhret kazandıktan sonraki lüks hayatı arasında denge oluşturduğu söylenebilirdi.

2014 yılına gelindiğindeyse, aradan geçen 93 yılın ardından No.5, hala dünyanın en çok satan, en başarılı ve en ikonik parfümü olarak karşımızda sapasağlam duruyor. Bizimse yapmamız gereken tek şey saygı duymak ve onun kadınlarla arasında kurduğu özel bağı anlamaya çalışmak. Bir erkek ne kadar başarabilirse...

Daha anlatacak çok şey olsa da artık parfüme geçmem gerekiyor. Çünkü bu parfümü bir çok koku sever yazmamı istiyordu. Kısmet bu güneymiş diyeyim ve detaylara inelim. Kendi sitelerinde çiçeksi-aldehit olarak sınıflandırılmış.

Üzerime ilk sıktığımda keskin ve yoğun pudra bulutu karşıma çıkıyor. Üst notalardaki bu sabunsu çiçekler, aldehitlerin marifeti. Çok kadınsı, çok eski ve çok tanıdık. Başlangıcını kendime yakın bulduğumu söyleyemem. Orta kısımda pudra oranı hissedilir oranda düşüyor. Onun yerini çiçek demeti alıyor. Çiçeklerden yasemin, ylan ylang, sümbülteber ve gül algılıyorum. Bildiğimiz baskın kadın parfümü formu devam ediyor. Geçeyim son kısma. Neyseki burada kadınsı bulut dağılıyor. Ortaya eski zamanların erkek parfümlerindeki hayvansal vanilya, meşe yosunu ve amber çıkıyor. Alt notaları harika diyebilirim No.5'ın. Böylece de tenden ayrılıyor.


Dünyanın en meşhur parfümünü uzun uzun anlatmaya pek niyetim yoktu ama sözcükler zihnimi fazlasıyla doldurmuş durumda. Ana hatlarıyla bahsetmeye çalışacağım. No.5'ın safkan kadın kokusu olduğu çok açık. Benim gibi bu tür ayrımları sevmeyen birisi için bile fazlasıyla dişil yapısı var. Onu erkeklerin üzerinde pek hayal edemiyorum. Kullanan erkek varsa da her zaman ki gibi saygı duymaktan başka seçeneğimiz yok.

No.5, başından sonuna kadar çiçeklerin hakimiyetinde. Pudralı/makyaj malzemesi kıvamındaki aldehitler, üst notaları adeta domine ediyor. Başka hiç bir şeye izin vermiyor. Daha ilk saniyelerde "Ben kadın parfümüyüm ve tarzım da bu. İşine gelirse" der gibi. Kartlarını tamamen açık oynuyor. Burnumuzun derinliklerine kadar kokusu işliyor. Onu unutmak pek mümkün değil anlaşılacağı üzere.

Orta kısımda sakinleşen ve dengeye oturan aldehitler, pudramsı efekti de azaltıyor ve diğer çiçeklerin önünü açıyor. Buradaki kokuyu biraz Carnal Flower ve Fracas'a benzettim. Oradaki sabunsu pürüzsüz çiçeksilik aynen burada da mevcut. Ayrıca ciddi anlamda da temizlik hissi veriyor genel olarak. Son kısımsa en şaşırdığım yeri oldu. Müthiş bir hayvansal vanilya amber ve meşe yosunu, dejavu yaşamama sebep oldu. Derby ve New York'taki hissi veren alt notalar rahatlıkla erkekler tarafından kullanılabilir.
     

No.5'ın nasıl bir parfüm olduğunu düşünürken çoğu zaman neden ve hangi dönemde tasarlandığı göz ardı ediliyor. Karşımızda 1921 yılında oluşturulmuş bir kompozisyon var. Yani yaşayan, ulaşılabilir, dokunulabilir ve koklanabilir bir tarih. Sadece bize bir mağaza uzaklığında. Ne büyük şans!

Bu parfüm beni 1920'li yılların Paris'ine götürüyor. Birinci Dünya Savaşı gibi büyük bir travmayı atlatmış Avrupa kıtasının, ilk büyük endüstriyel ürün/markalarından birisi olduğu söylenebilir No.5'ın. Gabriel Chanel'in dönemin ruhunu yansıtan kabarık elbesesi ile bir gece kulübünde olduğunu hayal ediyorum. Elinden hiç düşürmediği sigarası, şuh kahkahası, erkekleri etkileyici bakışlarıyla baştan çıkaran ve bu yaptığından gizlice zevk alan bir kadın. Paris'in en önemli tasarımcılarından birisi olmanın özgüveniyle oturduğu masasında arkadaşlarıyla eğlenirken, gözü şarkıcı kadının elbisesine takılıyor. "Ne kadar da zevksiz bir kıyafet" diye içinden geçiriyor. Şehrin en kalabalık kulübünde etrafta bir çok güzel kadın, salına salına dolaşıyorlar. Her birinin üzerinden ve saçlarından yayılan pudra kokusu baş döndürücü. İşte No.5 böyle bir ortam için ve böyle bir kulüp de kullanmak için özellikle tasarlanmış gibi.

Onun kokusunu çoğu kişinin "yaşlı ve süslü kadınlara" benzetmesi çok anlaşılabilir ve kabul edilebilir. Evet o, nostaljik ve tarihi kokuyor. Günümüzün parfüm trendlerine çok uzak. Fakat 1921 yılında tasarlanmış bir kokunun, 2014 yılının beğenisini yansıtmasını beklemenin anlamsız olduğu aşikar. No.5'i kendi dönemi içinde değerlendirmek ve o zamanın şartlarını düşünmek gerekiyor. Fakat bu durum onun neden hala dünyanın en çok satılan parfümü olduğunu açıklamaya yetmiyor. Dünya üzerinde her otuz saniyede bir No.5'ın satıldığı gibi ufak bilgi vereyim sizlere. Siz bu yazıyı okurken dünyanın farklı yerlerinde bir çok No.5 satıldı yada satılıyor.


Bu parfümü kullanan ünlüler kimler diye baktığımızda kuşkusuz Marilyn Monroe karşımıza ilk çıkan isim olur. Hatta onun meşhur sözünü bir kere daha tekrarlayalım. Monreo’un bir konuşma kaydında "Gece yatarken üzerinizde ne olur" gibi manalı bir soruya "Tabiki No.5. Doğru söylüyorum. O gerçek" cevabını verdiği rivayet edilir ki muhtemelen doğrudur. Gerçi bu söze şaşırmamak lazım çünkü No.5'in pazarlama kampanyalarında da rol almıştır Marilyn Monroe. Kadınların çok sevdiği aktör Brad Pitt bile No.5'ın reklam afişlerini süsledi. Kadın parfümünün tanıtım afişinde erkeğin ne işi var sorusunu duyar gibiyim. Burada Chanel markası, artık No.5'ın kadın-erkek gibi kavramların bile üzerinde bir kategoriye yükseldiğini vurgulamak istiyor büyük ihtimalle.

No.5'ı kullanan diğer ünlüler şöyleymiş: Catherine Deneuve, Eva Mendes, Jessica Alba, Kate Moss, Nicole Kidman ve Victoria Beckham. Parfümün benim tespit ettiğim dört farklı formülasyonu var. Parfum, EDP, EDT ve EDC. Benim denediğim EDP idi. Dünya parfüm tarihini değiştiren bu klasik benim için kullanması ve sevmesi zor bir yapıda. Onun içindir ki mutlaka deneyin ve bu tarihi koklayın. Fakat almadan önce defalarca test edin ki pişman olmayın.

Parfüm kritikçisi Luca Turin'in kitabında, No.5 pudralı çiçek olarak sınıflandırılmış ve beş üzerinden beş yıldız verilerek en iyi parfümler listesine alınmış. Doğru dozajlama ile dört mevsimde de kullanılabilir. Yaşı kırk ve üzerindeki kadınlara tavsiye edebilirim.


Not: Bu parfümü bana ulaştıran www.decantshop.com sitesine teşekkür ederim.

Koku Güzelliği:10/7

18 Ocak 2014 Cumartesi

Etat Libre d’Orange – Secretions Magnifiques (2006)


Etat Libre d’Orange – Secretions Magnifiques (2006)

Bir film platosu... Alejandro Jodorowsky'nin seti. Tuhaf göndermelerle dolu ikonik sahneler, sembolizmin doruklarındaki ahlaksızlık, çölün ortasında çiftleşen develer, birbirlerine en akla gelmeyecek küfürler eden iki travesti. Quentin Tarantino'nun bol öldürmeli cool kahramanları, şapşal diyaloglar, kalbe aptalca saplanan adrenalin iğnesi, sokak ortasında infaz edilen mafyatik tipler. Başka bir stüdyodaysa Rocco Siffredi ile Jenna Jameson hardcore bir sahnedeler. Gerçek olamayacak kadar mükemmel vücutları bu sanat için fazlasıyla abartılı ve plastik.

İğrenç bir mide bulantısı, kusmuk, toprağın üzerine dökülmüş kana karışmış sperm ve sara krizi geçiren bir lezbiyen. Doğurmak üzere hamile bir kadın ve ondan gelen kokular. Sado-mazo ilişki içindeki iki adam. Birbirlerini delicesine döven ve acı çektiren, sekso-sapıklığın uçlarındaki haz düşkünleri. Diş hastanesinin ameliyat bölümü, hayvan mezarlığının tam ortası, köpek leşleri, işkence edilerek parçalanmış kediler ve onların bağırsaklarından yayılan kokular.

Papa'nın dışkısı, radyoaktif bomba, çürümüş ağaç kabuğu, tuvalete dökülmüş süt, dayak yemiş boksör, kurtarılmayı bekleyen kurtarıcı, Martina Hingis'in bacağındaki ter damlası, kullanılmış sümüklü mendil, yüzsüz politikacılar, utanmaz yandaşlar, oksijen kaynağı, Mars'ın yüzeyi, yanan battaniye, küflenmiş bal kabağı, asbest kuyusu, uzun zamandır yıkanmamış cinsel organ, medya maymunları, tostunu yiyen manken kız, ishal olmuş bebeğin bezi, endüstriyel sanat.


Üzerine bomba bağlanmış intihar komandosu, popülist uzaylılar, kozmik patlama, testosteron, atomun parçalanması, kuantum fiziği, Einstein'in dili, elektrik kontağı, fahişe memesi, dikiş makinesi, Flight of the Conchords, şehir çöplüğü, kuş gribi, domuz jambonu, samanlıkta basılan iki erkek köylü, medya patronunun osuruğu, Aristo mantığı, ahlak satan yalancı hocalar, kokuşmuş ilişkiler, kadın-erkek saçmalığı, aşkın gereksizliği, Sürrealizm, sidik kokan külot.

Orgazmın dorukları, kanalizasyona giden prezervatif, Big Bang, zamansızlık, hayatsızlık, tükenmişlik sendromu, ayakkabı kutusundan çıkan fare leşleri, banyolara konan gizli kameralar, Axl Rose'un burun pisliği, Slash'in şapkası, kokoşların köpecikleri, çingenelerin at arabaları, AVM tikileri, cicişler, Art Nouveau, tecavüze uğrayan aseksüel, ukala blog yazarları, leş gibi kokan çorap, duş alırken yere düşen sabun.

Eceli gelen it, gerdek gecesi, aç tavuk, düz duvara tırmanan ergen, bahtsız bedevi, keçi ağılı, kırmızı başlıklı kız, karga boku, kanser ilacı, kemoterapi seansı, yeni gelin, kart zampara, Japon animesi, Çin yılı, uçan kaz Morton, palalı adam, Otomatik Portakal, kokain bağımlısı züppe, 68 model Corvette, rakı şişesindeki balık, Neyzen Tevfik, GDO'lu mısır, Norveç'in kızları, Giotto di Bondone ve son olarak süper klişe "Carpe Diem".


tavşan dağda,
tüfek evde,
tava delik,
iş yağda.

Yukarıdaki kavramların hepsini bir şişeye doldurun. İşte size Secretions Magniques'in kokusu. E böyle parfüme böyle inceleme. Luca abi beş puan. Chandler Burr kayıp. Dışarıda arabam yanıyor. Benden bu kadar. Işınla beni Scotty...

Koku Güzelliği:Absürt   Koku Kalitesi:Tanımsız   Kalıcılık:Galaktik   Fark Edilirlik:Anlamsız

15 Ocak 2014 Çarşamba

Tom Ford – Noir de Noir (2007)


Tom Ford – Noir de Noir (2007)

Kombinasyonlar, hayatımıza farklılık getirir. Kendimizi "diğerlerinden" ayırmanın yollarındandır bence. İnsan olmanın sonuçlarından birisi de kendisini başkalarından farklı görme arzusunda olmasıdır. Farklı kıyafetler, farklı arabalar, farklı arkadaşlar, farklı zevkler, farklı parfümler ve farklı kokular.

Her ne kadar bir matematik terimi gibi görünse de kombinasyonlar, hayatımızı başkalarınınkinden ayrıştıran karmaşık algoritmalardır bence. Bir modacının zihninde, tasarladığı kıyafetlerle ilgili onlarca kombinasyon geçerken, bir mimar, cephe tasarımında yüzlerce kombinasyona başvurma şansına sahiptir. Hele ki sanatçıları düşünürsek bu işin ucu bucağı olmadığı söylenebilir.

İşte parfüm tasarımcılarının da tam olarak yaptığı iş bu: kombinasyon. Dünyaca ünlü parfümörler ellerindeki koku skalası içinde değişik kombinasyonlarla yaratacakları eserlerine istikamet çizmeye çalışırlar. Uzun uğraşların sonunda kendilerine göre mükemmele en yakın formüle ulaşmayı denerler. Onlarca molekülü ve akoru karıştırırlar, başaramazlar, yeniden denerler. Tütün ile portakal çiçeği denenir, kakule ile fesleğen karıştırılır, mimoza ile amberin uyumuna bakılır, paçuli tütsünün içinde eritilir, gül ile çikolata kombinasyonu koklanır. Ve karar verilir. Nasıl ki hayatımız da ince bir dengeye oturmuşsa, parfümör de yapıtını belli dengeleri gözeterek oluşturur.

İyi de bir dakika! Son maddede gül ve çikolata mı dedim? Gül aromalı çikolata, yada çikolata parçalarının arasına eklenmiş kırmızı gül yaprağı. Sanırım iki kombinasyon da aynı noktada buluşacaktır. Şunu belirtmek gerekir ki gül ve çikolatanın işbirliği fikir olarak harika. Peki ama uygulama nasıl? İşte bu sorunun cevabını, Tom Ford'un kozmetik birimi cevaplamış. Bu yanıtın ismini de Noir de Noir koymuş.


Tom Ford'un her yerde satılmayan ve çok yüksek fiyat etiketine sahip özel parfüm serisi "Private Blend"in son yıllarda öne çıkan aktörlerinden birisi Noir de Noir. Bir çok parfüm platformunda övgüyle söz edilen ve bolca tavsiye edilen Noir de Noir, Parfüm Merakı'nın da kıskacında şu andan itibaren. Bir süredir kullandığım Noir de Noir'i elimden geldiğince sizinle tanıştırmak istiyorum.

Kendi sitelerinde "karanlık bir oryantal şipre" olarak sınıflandırılmış. Ve kısaca şöyle tanıtılmış: "Bu koku safran, siyah gül, siyah truffle ve çiçeksilikle örülmüştür. Geri planda vanilya, paçuli, öd ağacı ve ağaç yosununun keskin yumuşaklığı, şehvetli bir koku deneyimi sağlıyor."

Noir de Noir'in açılışı yoğun bir gülle gerçekleşiyor. Karanlık, sağlam, derin ve koyu. Üst notalarda çok büyük bir gül egemenliği hakim. Bu anlamda biraz Montale'lere benziyor. İlerleyen dakikalarda kokusunda büyük değişim görünmüyor. Güle safran ekleniyor. Bu durum onu biraz içkimsi-tütünsü hale getiriyor sanki. Güle azıcık öd ağacı da eşlik ediyor. Orta notalarda güle hissedilir oranda paçuli de ekleniyor. Kuru paçuli ve gülün birlikteliği etkileyici. Tabi truffle denilen bir tür tatlıyı da unutmamak lazım. Hatta burada acımsı kakao, tatlılık olmayan bitter çikolata hissi bile var. Son kısımda gülün etkinliği azalırken, ortaya çok rafine olmayan tek düze vanilya çıkıyor. Alt notaları biraz sıradan olmuş gibi. Böylece de tenden ayrılıyor.


Noir de Noir, ismi gibi siyah daha doğrusu karanlık bir parfüm. Özellikle başlangıçtaki gül suyu efekti enteresan. Buradaki gül, Oud İspahan'ın başlangıcındaki gibi ferah değil. Çok daha acımsı, sert, yoğun ve gizemli. Başarılı kullanılmış üst notalarda gül. Fakat yine de bir çok gül parfümüne benziyor doğal olarak. Mesela ucunda kıyısından Black Aoud'u andırıyor. Fakat hepsinden daha karanlık. Lyric Man'deki güle de benzettim Noir de Noir'deki kullanımı. Özellikle başlangıcını.

Orta kısımda gülün baskın yapısı devam ediyor. Fakat safran hemen kıyısına ilişiyor gülün. Safranı pek sevemiyorum parfümlerde. Burada da çok hoşuma gitmedi. Safrandan sonra ikinci yardımcı oyuncu tütün. Evet o bir tütün kokusuna sahip değil fakat zaman zaman burnunuzu ıslak/dumansı tütün yokluyor. Yada zihnim beni yanıltıyor. Orta notaların en güzel sürprizi paçuli. Gül ile harika bir uyum sağlamış. Keşke bu ikili çok daha fazla öne çıkabilseydi. Paçuli, şekerli değil gayet kuru ve erkeksi kullanılmış. Ve bir çok kişinin bahsettiği çikolata bölümü. Günümüzün yeni nesil bol şekerli parfümlerine hiç benzemiyor. Bitter çikolata veya kuru kakao gerçekten de var arka planda. Fakat lezzetliden ziyade koyu ve karmaşık bir aura yaratıyor bu durum.

Noir de Noir, düz çizgide ilerliyor gibi görünüyor. Fakat ana eksenin etrafında kümelenmiş farklı nüanslar dikkat çekici. Gül, ana aksı oluştururken, diğer notalar, konunun bütünlüğünü sağlama görevini yerine getiriyor. Adeta niteleme sıfatı yada yardımcı fiil gibiler. Amaç, gül kokusunu yükseltmek ve onu yüceltmek.


Evet farkındayım gül parfümlerinin hepsinin birbirine benzediğinin. Noir de Noir'de rakiplerini andırıyor. Bir parça Lyric Man, azıcık Black Aoud, hafiften Oud İspahan ve diğerleri. Fakat onu diğerlerinden farklı kılan dozunda bir içki teması olduğunu düşünüyorum. Evet tam olarak gül kokulu şarap mı desem, ıslak tütün yapraklarının üzerine dökülmüş gül kokusu mu desem, paçuli ağacına damlatılmış gül özütü mü desem karar veremedim. Ama kimi yorumcuların onu biraz yapay ve ilacımsı bulmasını anlıyorum ve hak veriyorum

Noir de Noir, agnostik, karamsar, çarpıcı, cinsiyetsiz, gotik, mistik, sarhoş, bohem bir parfüm. Çok rafine ve pürüzsüz değil. O, Orta Çağ Avrupa'sının karanlık dehlizlerle dolu şatolarının kokusu olabilirmiş. Yada derebeylerin veya Rönesans öncesi skolastik dönemin parfümü olsa hiç yadırgamazdım. Hatta Avrupa krallıklarında etkili Hristiyan papazların, acımasız şövalyelerin veya korkutucu cadı hikayelerinin kokusu olabilir ancak. Osmanlı devletindeki saray entrikalarını bile aklıma getiriyor Noir de Noir.

Kendi sitelerindeki karanlık oryantal şipre çok doğru bir tanım. Şipre tarafı yoğun olarak hissedilmese de kokusunda eski/tozlu bir yanı var. Yani bu parfümü on sekiz yaşındaki genç arkadaşlara öneremeyeceğim. Biraz daha yaş isteyen herkese hitap etmeyecek farklı bir deney. Benim için bir şişesi alınacak gibi değilse de eğer gül kokularını seviyorsanız muhakkak denemeniz gereken seçeneklerden birisi gibi görünüyor. Kullanması ve sevmesi zor. Bence hiç de konforlu ve güvenli değil. Bu anlamda denemeden almak, çok yüksek fiyatına istinaden iyi fikir olmayabilir.

Geleyim başka önemli konuya. Farklı kaynaklarda Noir de Noir'in uniseks olduğu görülüyor. Aslında ilginç bir dengeye oturtulmuş. Başlangıçtaki yoğun gül kadınsı mesajlar veriyor. Orta kısımdaki safran ve paçuli erkeksilik katıyor. Sonlardaki vanilya yine kadınsılığı çağrıştırıyor. Geriye çekilip düşündüğümde hem kadın hem de erkeklerin kullanabileceği bir parfüm gibi görünüyor. Ama küçük bir farkla erkeksi yönünün öne çıktığını düşünüyorum.


Kokusunun tasarımını Harry Fremont yapmış. Eau de Parfum (EDP) olarak satılıyor. Parfüm kritikçisi Luca Turin, Noir de Noir'i gül çikolatası olarak sınıflandırmış ve beş üzerinden dört puan vermiş. Sonbahar-kış mevsimi için daha uygun gibi görünüyor.

Not: Bu parfümü bana ulaştıran www.decantshop.com sitesine teşekkür ederim.

Koku Güzelliği:10/7.5