3 Aralık 2013 Salı

Annick Goutal – Duel (2003)


Annick Goutal – Duel (2003)

Ortalama insan ömrünün sürekli artması, şüphesiz ki tıp alanındaki gelişmelerin sonucu. Bundan 1.000 sene önce elli yaşına gelen insanların çok uzun yaşadığı düşünülürken, günümüzde seksen yaşındaki insanları gördüğümüzde normal karşılar olduk. Değişen hayat tarzı ve beslenme alışkanlıkları bilinçlenmemizi sağlasa da biliyoruz ki hiç bir tıbbi gelişme, ölüm gerçeğini bizden uzak tutamayacak. Aynı Goutal ailesinin karşılaştığı gibi, hepimizin karşısına çıkacak.

1999 yılında henüz elli üç yaşında kanserle olan savaşı kaybeden cesur bir kadındı Annick Goutal. Kendi ismiyle kurduğu niş parfüm evi, ölümünden sonra da devam etti güzel kokular üretmeye. Bu sefer Annnick hanımın kızı Camille, markanın başına geçmişti.

"Kokuların sanatçısı" lakabıyla tanınan Annick Goutal'ın kızı Camille ve parfümör Isabelle Doyen, 2003 yılında bir parfüme imza atmaya karar verdiler. Ve ortaya Duel çıktı. Parfümün tanıtımı şöyle yapılmış:


"Güçlü ve nazik, aynı zamanda akıllı ve cesur. Isabelle ve Camille, harika yeşil Paraguay çayını merkeze alan bir parfüm oluşturmak için işe koyuldular. Sonuç, modern kokuların nezakete önem veren, ikinci ten kokusu gibiydi. Yenilikçi, şehvetli, cesur, yumuşak bir deri kokusu."

Duel, kendi sitelerinde deri kategorisinde gösterilmiş. Üzerime ilk sıktığımda doğal ve modern limon karşılıyor beni. Oldukça ferah kokan limonu beğendim. İlerleyen dakikalarda ferah limona çay kokusu ekleniyor. Hissedilir oranda da portakal mevcut. Açıklanan notalarında turunç yaprağı yağı notası var. Muhtemelen bu turunçgil kokusu ondan geliyor. Fena değil orta kısım. Alt notalarda kokusu değişiyor. Çok hoşuma gitmeyen plastiğimsi deri, yapay odunsular ve misk algılıyorum. Son kısmı bence parfümün en başarısız yeri.

Duel, orta notaları da dahil oldukça ferah bir limon-turunçgil-yeşil çay kombosu gibi. Doğal sayılabilecek bu üçlü, biraz buruk-ekşimsi koksa da beğendiğimi söyleyebilirim. Fakat harikalar yarattığını da söylemek abartılı olur. Son kısmıysa rahatsız eden deri yapaylığına doğru evriliyor ne yazık ki. Alt notalar için hiç de iyi şeyler düşünemiyorum.


Duel'in başlangıcı canlı ve parlak olsa da ilerleyen saatlerde etkisi oldukça düşüyor. Bu soğuk sayılabilecek günlerde kullandığım Duel, sanki daha sıcak günlerin özlemini çeker gibiydi. Serin havalarda performansının başarılı olduğunu söyleyemeyeceğim. Belki de sıcak havalarda çok daha ilginç olacaktır.

Duel, niş bir parfümün kalitesini size sunuyor mu? Eh işte. Onu diğerlerinden ayıran bir özelliği var mı? Yok. Bir şişesini almaya değer mi? Sanmıyorum. Yine de ferah bir limon-turunçgil-çay-deri kombinasyonu arıyorsanız deneyebilirsiniz.

Kimi yorumcular, orta kısımdan itibaren devreye giren plastiğimsi deriyi Bulgari – Black’e benzetmişler. Aslına bakılırsa iki parfümünde çay ve deri temasına sahip olduğunu düşünüp, kokularının benzediği sonucunu çıkarabiliriz. Fakat aralarında fazla bir benzerlik olduğunu söyleyemem. Duel’de, Black’deki vanilya kullanımının olmadığı çok açık. Yani bu anlamda Duel’deki deriyle Black’deki deriyi yan yana koyamıyorum bir türlü.

Parfüm kritikçisi Luca Turin, Duel'i “matte mate” olarak sınıflandırmış ve beş üzerinden dört yıldız vererek oldukça beğendiğini belirtmiş. Puanlama konusunda bu sefer Turin beyle hemfikir olmadığımı küçük bir not olarak vereyim.


Duel, erkek parfümü olarak sunulmuş. Resmi tanıtımlarında da erkek vurgusu yapılmış. Bence de erkeksi bir parfüm. EDT olarak satılıyor. Kokusunu Camille Goutal ve Isabelle Doyen birlikte tasarlamış.

Not: Bu parfümü bana ulaştıran www.decantshop.com sitesine teşekkür ederim.

Koku Güzelliği:10/6.5  

1 Aralık 2013 Pazar

Gianfranco Ferre – GF Ferre Lui (2004)


Gianfranco Ferre – GF Ferre Lui (2004)

1944 yılında İtalya'nın Milano şehri yakınlarında doğmuş Gianfranco Ferre. Nasıl bir çocukluk geçirmiş bilemiyorum ama üniversitede mimarlık fakültesini tercih ettiğini biliyoruz. 1969 yılında okulunu bitirip, mimar ünvanını almış. Evet mimarlık okumuştu ama gönlü her zaman moda sektöründeydi. Tasarımcılığa ilgi duyuyordu. İlk işlerini Walter Albini için takı, Fiorucci için tişörtler tasarlayarak yapmıştı.

1978 yılında kadın koleksiyonunu çıkaran Ferre, İtalyan moda sanayisinin dikkatini çekmeyi başarmıştı. 1982 yılında ilk erkek koleksiyonunu da çıkardı. 1989 yılındaysa Ferre'nin hayatının dönüm noktalarından birisi gerçekleşecekti.

Ünlü moda evi Christian Dior, stil yöneticisi Marc Bohan'ın yerine daha iyi bir aday arıyordu bünyesinde çalıştırmak için. Bu göreve kısa süre içinde Gianfranco Ferre seçilmişti. Oysaki Fransa moda dünyasına bomba gibi düşmüştü bu haber. Christian Dior gibi önemli bir markanın koleksiyonlarının tasarımı bu İtalyan'a emanet edilecekti! Fakat Ferre, başarılı tasarımlarıyla, Dior markasına büyük katkılar yaptı. Sekiz yıl boyunca Dior markasının bünyesinde önemli işlere imza atan Ferre, 1997 yılında artık ayrılma vakti geldi dedi ve kendi markasını oluşturdu. Yine önemli başarılar kazandı ismiyle. 2007 yılındaysa ani bir şekilde hayata gözlerini yumdu.

Onun için "modanın mimarı" tanımlaması hafızalara kazınmıştır. Bir söyleşisinde bu tanımı doğrulayan şu sözleri söylemiş: "Mimarlık, biçim, şekil ve renge çözüm bulmayı araştırır. Moda da öyledir. İkisi de işe bir hikayeyle başlar." İşte Gianfranco Ferre'nin kısaca hikayesi de böyle denebilir.


Gianfranco Ferre'nin ilk parfümü 1984 yılına kadar gidiyor. Kendi ismiyle çıkardığı ilk kadın parfümünden bu yana yirmiden fazla kokuya imza atmış marka. Bugün inceleyeceğim parfümüyse çok bilinmeyen ama benim başarılı bulduğum erkek kokusu GF Ferre Lui-Him.

Fragrantica'da odunsu baharatlı olarak sınıflandırılmış GF Ferre Lui. Üzerime ilk sıktığımda biraz bergamot ve keskin odunsu notalar karşıma çıkıyor. Oldukça keskin ve yoğun odunsular, biraz ıslak ve karanlık. Hoşuma gitti başlangıcı. İlerleyen dakikalarda kokusu çok değişmiyor. O dolgun ağaç reçinesi kokusuna biraz da tatlı olmayan baharatlar ekleniyor. Kakule, küçük hindistan cevizi ve kara biber olabilir. Hala başarılı bence. Sonlarda bu baharatlı-odunsu kokuya tütsü de ekleniyor. Gayet erkeksi ve resmi. Böylece de tenden ayrılıyor.

Fragrantica'nın odunsu baharatlı tanımına tamamen katılıyorum. GF Ferre Lui'nin kokusu yoğun ağaçsılık ve kuru baharatlar ağırlığında ilerliyor. 2004 yılı çıkışlı olmasına rağmen çok az tatlılık kullanılmış. Zaman zaman evlerimizde yakılan tütsüleri hatırlattı bana.

Evet başarılı sayılabilecek bir parfümle karşı karşıyayım. Bu parfümün neden bu kadar geri planda kaldığını pek anlayamadım. Gayet güzel ve doğal sayılabilecek rahiyaya sahip. Tatlılık barındırmayan servi ağacı, çam ve tütsü güzel kullanılmış. Baharatlarda olumlu anlamda destek vermiş. Ve ortaya ana akım markaların bir şişesi alınabilecek seviyede odunsu parfüm çıkmış.

Kimi zaman yeni yağmur yağmış ormanda dolaşıyor hissi veriyor. Kimi zaman meditasyon yapılan bir stüdyo daire gibi kokuyor. Üzerinize sıktığınızda modunu değiştiren parfümler vardır. Sizi farklı hissettirir. Bende öyle bir durum oluştu diyebilirim.

Bir süredir denediğim en güzel odunsu parfümlerden diyebilirim. Yapaylığa rastlanmayan, niş parfüm kalitesinde olmayan, ortalama fiyatıyla cebinizi yakmayacak bir seçenek olarak düşünülebilir. Erkeksi, çamsı, ağır başlı, olgun ve sade bir hali var. Takım elbise giyen bir erkeğe çok yakışacağını düşünüyorum. Günlük spor kıyafetlerle kombinlemeye pek uymaz sanki.


Eminim ki bu parfümün üzerindeki Gianfranco Ferre etiketini çıkarıp, Comme des Garçons etiketi yapıştırsak, daha ses getirecek bir parfüm olacaktı. Sanırım burada biraz da insanların ana akım markalara ve onların parfümlerine ön yargıyla yaklaşmalarının etkisi var.

Biraz Lalique'in Encre Noir'ine benzettim. Encre Noir, daha kaliteli ve lüks kokarken, GF Ferre Lui, daha sevilebilir ve günlük kullanıma uyabilir. Hatta Kenzo - Tokyo'yu da andırıyor hafiften.

Biraz da beğenmediğim taraflarından bahsedeyim. İlk olarak çok değişmiyor kokusu. Oldukça tek düze. Başından sonuna kadar neredeyse aynı. Bu bence en büyük zaafı. İkinci olarak da kalıcılık ve fark edilirliği iyi olmadı bende. İlk sıktıktan yarım saat sonra pek duyulmaz oluyor. Keşke daha güçlü olabilseymiş.

Parfümü ismi pek duyulmamış burunlardan  Jean-Charles Niel tasarlamış. EDT olarak satılıyor. Erkek parfüm olarak çıkarılmış. Bence de kesinlikle doğru. Oldukça erkeksi ve modern koktuğunu hatırlatmamda fayda var. Soğuk kış günleri için daha uygun olacağını düşünüyorum.

Koku Güzelliği:10/7

28 Kasım 2013 Perşembe

Comme des Garçons – Harissa (2001)


Comme des Garçons – Harissa (2001)

300 yıla yakın Osmanlı Devletinin egemenliğinde kalan Tunus'un yemek kültürünün, Osmanlılardan etkilenmemesi mümkün görünmüyor. Kimi yazarlar Tunus yemekleri için "Arap, Berberi, Türk ve Fransız mutfağından etkilenmiş tipik Akdeniz mutfağı olarak tanımlanabilir" diyorlar. Bana da gayet anlamlı geliyor bu tanım.

Zeytinyağı, hamur işleri, baharatlar, domates ve deniz mahsullerinin, Tunus Mutfağı’nın temelini oluşturduğu söylenebilir. Tunus Mutfağı’nı diğer Akdeniz ülkelerinden ayıran en belirgin özellik, acı baharatlara daha fazla yer vermesiymiş. Acı, Tunus yemeklerinin hemen hepsinde az ya da çok kullanılıyormuş. Sadece acı değil, baharatlarında yeri ayrı görünüşe göre. Kakule, kişniş, kimyon, karabiber, toz kırmızı biber ve tarçın, kullanılan baharatların başında geliyor anladığım kadarıyla.

Tunus Mutfağı’nda adı sıkça geçen “Harissa”nın, acı ve bol baharatlı yemek seven Tunuslular için hemen her yemeği lezzetlendiren özel bir sos olduğunu öğreniyorum. Kurutulmuş kırmızı biber, sarımsak, kimyon, kişniş ve zeytin yağıyla hazırlanan Harissa’nın, acısını zeytinyağı ile incelterek damak tadınıza göre ayarlayabilmeniz de mümkünmüş. Avrupa mutfağında ise sandviç ve dürümlerin içine de konuluyormuş Harissa. Görüleceği üzere her kültür, kendi damak beğenisine göre, farklı şekilde kullanabiliyor Harissa'yı. Zaten dünya üzerindeki farklı yemeklerin ortaya çıkmasının nedeni de büyük ihtimalle bu tür coğrafi ve kültürel yönelimler.


İşte tam da bu noktada ilgi alanımız olan parfümlere geçelim. Başarılı ve enteresan parfümlere imza atmasıyla tanınan Comme des Garçons'un 2001 yılında piyasa sürülen "Red" serisi beş parfümden oluşuyordu. Bu serinin popüler parfümü olan Sequoia'yı geçtiğimiz aylarda incelemiştim.Şimdi serinin başka parfümü olan Harissa'ya göz atma zamanı. Parfümün ismi, Tunus mutfağında bol bol kullanılan bir acı sos olan Harissa'dan geliyor. Zaten açıklanan notalarında kırmızı acı biber mevcut. Artık geçelim parfümümüze.

Fragrantica'da aromatik fujer olarak sınıflandırılmış Harissa. Üzerime ilk sıktığımda karşıma tatlımsı meyveler, biraz turunçgil ve baharatlar çıkıyor. Gerilerden de aromatik otlar destek veriyor. Normalde keskin olması gereken baharatlar ferah diyebilirim burada. Bence sıradan başlangıca sahip. İlerleyen dakikalarda kokusundaki baharat oranı artıyor. Kırmızı biber ve karanfil daha öne çıkıyor gibi. Hala meyvemsi bir baharat hissi veriyor. Kimi yorumcular domatesten bahsetmiş. Ben domates kokusu alamadım. Geçeyim son kısma. Alt notalarda odunsuluk artıyor. Ferah bir tütsü ve çam ağacı kokusu alıyorum. Birazcık da ferah baharatlar var. Son kısmı da beğendim.

Harissa, ismi gibi biber-baharat ağırlık bir parfüm. Kırmızı biber, karanfil, tarçın ve odunsuluk ana gövdeyi oluşturuyor. Baharat derken, çok yoğun, ağır ve ağdalı değil. Gayet ferah, köşeli ama sevilesi. Arada kendisini hissettiren tatlımsı turunçgil ve kırmızı meyveler hoşuma gitti. Sonlardaki yüksek kaliteli odunsular gayet başarılı. Demem o ki başlangıcı dışında Harissa'yı beğendim.


2001 yılında piyasaya sürülmesine rağmen fazla tatlılık barındırmıyor. Bu da memnun edici. Tatlılık sadece baharatlarda biraz hissediliyor. Bir de turunçgilde. Onun dışında biraz köşeli sayılabilecek bir arkadaş. Yani kokusu çok güvenli değil kanaatimce. Herkesin hoşuna gitmeyebilir.

Parfüm platformlarında hakkında büyük tartışmalar yapılmamış. Genel olarak geri planda kalmış parfümlerden birisi. Çoğu kişi de  çok olumlu şeyler yazmamış. Kimileri kokusunu domatese kimileri de ketçapa benzetmiş. Açıklanan notalarında domates var ama ketçapa benzediğini düşünmüyorum.

Harissa, markanın öne çıkan parfümlerinden olmadığı için, çoğu yerde rastlamak zor. Zaten Red serisi genel olarak fazla ortalarda görünmüyor. Yurt dışında uygun fiyatlara satılan Harissa yeterli kalitede bence. Ne şahane ne de vasat. Orta sınıf bir parfüm bence.

Harissa'nın tasarımcısı ünlü burun Bertrand Duchaufour. EDT olarak satılıyor. Uniseks olarak sunulsa da erkek kullanımına daha yakın bence. Kimileri yaz için uygun olduğunu söylese de bence daha serin havalarda kullanılsa iyi olur.


Not: Bu parfümü bana ulaştıran www.decantshop.com sitesine teşekkür ederim.

Koku Güzelliği:10/7.5

24 Kasım 2013 Pazar

Calvin Klein – Obsession (1985)


Calvin Klein – Obsession (1985) Markanın başarılı kadın parfümü.

Fransızların egemenliğindeki moda sektöründe Amerika'nın bayrağını dalgalandıran en önemli ve eski isimlerden birisi hiç kuşkusuz Calvin Klein'di. Şöhretli Fransız rakipleriyle moda ve tasarım alanlarında yarışmak tabiki kolay değildi. Fakat başarıya giden yolun zor taşlarla örülü olduğu gerçeği, herkesin ömrünün bir döneminde karşısına çıkmıştır. Fakat Amerikan ekonomik sistemi, özellikle pazarlama anlamında başarılı çalıştığından, markaların işlerini daha da kolaylaştırdığı söylenebilir. Artık dev reklam kampanyalarıyla küresel anlamda ciddi sonuçlar almak mümkün.

İşte 1985 yılnda da Calvin Klein, büyük ses getirecek bir kampanyayla Obsession isimli kadın parfümünü piyasaya sürdü. Markanın üçüncü parfümü olan Obsession, kendisinden önce çıkan Calvin Klein Women ve Calvin'in büyük başarılar yakalayamamasının da baskısını hissediyordu üzerinde. İlerleyen yıllarda görüldü ki, 1985 tarihi, Calvin Klein parfüm birimi için milat sayılacaktı.

Bir şişesinin 170 dolardan piyasa sürüldüğü söylenen Obsession'un kadın versiyonu, büyük pazarlama kampanyalarıyla satışa sunulmuştu. İlk on ayda on yedi milyon dolarlık inanılmaz reklam bütçesiyle, bütün parfüm sektörünün ilgisi çekmişti Obsession. Ağırlıklı olarak çıplaklık ve erotizmin kullanıldığı pazarlama yöntemi, hem tepki çekmiş hem de çoğu kişide merak uyandırmıştı. Bu nasıl bir parfümdü ve neden bu kadar iddialıydı?


Çok geçmeden Obsession, dünyanın en çok satan ikinci parfümü haline gelmişti. Bir yıl sonra piyasaya sürülen erkek versiyonuyla birlikte vücut ürünleri de dahil, 1987'nin sonunda yüz milyon dolarlık satış gerçekleştirmişti. Bu inanılması zor rakam bugün bile orta ölçekli bir çok işletme için hayalken, sadece iki parfüm ve onun yan ürünleriyle böylesine başarı yakalamıştı Calvin Klein.

1990'lı yıllarda da hala çok satanlar listelerine giriyordu Obsession. Markanın kurucusu Calvin Klein ise 1985 yılında kısaca şunları söyleyecekti parfümü için:

"Obsession ismi büyüktür, aynı bu dönemin (1980'lerin) film afişleri gibi. Şimdiye kadar yaptığım her işte, ne kadar da saplantılıydım. 1980'lerde herkes saplantılıdır. Ve tabiki, bir saplantıdan gelir ismi parfümün. Bir kadının, bir erkeğe olan saplantısından."

Fragrantica'da baharatlı oryantal olarak sınıflandırılmış Obsession. Üzerime ilk sıktığımda tuhaf portakal çiçeği ve sabunsu yeşil notalarla karşılaşıyorum. Karmaşık, yoğun ve ilginç. Sevmesi ve kabul etmesi zor açılışı beğendiğimi söyleyemem. İlerleyen dakikalarda orta notalara geçiliyor. Şölen burada başlıyor. Orta kısımda karşıma yoğun baharatlar çıkıyor. Hafif tatlımsı baharatların karanfil, tarçın ve kara biber olduğunu sanıyorum. Baharatlara alttan alta da hayvansal vanilya, amber ve tütsü destek veriyor. Orta notalar çok güzel. Geçeyim sonlara. Alt notalarda yine performans düşüyor. Cazibeli hayvansal vanilya kaybolurken, ortalama bir tatlmsı meyvemsi odunsular yerini alıyor. Kötü değil kapanışı ama harika da değil.

                       Kült yönetmen David Lynch'in, 1988 yılında Obsession parfümü için çektiği video.

Obsession, gördüğüm kadarıyla sıcak baharatlı bir parfüm. Oldukça erkeksi kullanılmış baharatlar ve hayvansal vanilya onun kadın parfümü olduğu konusunda şüpheye düşürüyor beni. Başlangıcındaki alışılmadık koku ilk başlarda itici gelmişti. Sonraki kullanımlarda daha kabul edilebilir buldum fakat yine de sevemedim başlangıcını. Orta kısımsa şahane. Nefis baharatlar, derin, kaliteli ve etkileyici. Hayvansal vanilya ve tütsü çok seksi. Parfümün açık ara en sevdiğim yeri burası. Son kısımdaysa ortalama bir odunsu kapanış yapıyor. Keşke daha ilginç olabilseymiş alt notalar.

Obsession, şüphesiz ki önemli bir klasik. Dünyanın en çok satmış kadın parfümlerinden birisi. Ona tabiki gereken saygıyı göstermeliyiz. Özellikle dozunda kullanılmış hayvansallık ve tatlımsı egzotik baharatlar çok başarılı. Bu anlamda bana ciddi oranda Obsession'un erkek versiyonuyla benzerlik gösterdiğini düşündürttü. Evet iki parfümün isminin aynı olması dışında, kokuları da belli oranda benziyor. Fakat erkek versiyonunu daha kullanılabilir ve oturaklı bulduğumu söyleyebilirim.

Obsession'da biraz karmaşa hakim sanki. Havada uçuşan notalar, ne olduğu belli olmayan çiçekler... Çok rafine bir parfüm gibi davranmıyor. İnceden yordu beni Obsession. Belki çok derin ve zengin koktuğundan. Belki de harmanındaki dengesizlikten. Erkek versiyonu varken, alıp kullanacağımı sanmıyorum.


Başka bir durumda kokusunun günümüze uyup uymayacağı sorunsalı. Malum otuz yaşına yaklaşıyor Obsession. Kokusunun biraz eski koktuğunu kabul etmek gerekir. Ama eski tarz şiprelerle karşılaştıracak olursam, gayet modern diyebilirim. Bence günümüzde rahatlıkla kullanılabilir. Dolgun, ağır, hacimli bir parfüm. Yirmili yaşlardaki arkadaşlara uymayacağı çok açık. Biraz yaş veya deneyim istiyor sanki.

Obsession, neredeyse otuz yıllık parfüm olmasına rağmen, şaşırtıcı derece tatlılık barındırıyor. Gerek baharatların tatlılığı, gerekse amber ve vanilyanın tatlılığı, 1980’ler parfümlerinde sık görülen durum değil. Eğer parfümlerde tatlılık sevmiyorsanız, size gore olmayabilir.

Obsession'u kullanan ünlüler arasında Anna Friel, Diana Ross, Heather Stewart Whyte, Liza Minelli, Rosie Perez ve Whitney Houston olduğu bilgisine ulaştım.

Şimdiye kadar denediğim erkek parfümüne en çok benzeyen kadın parfümü Obsession oldu diyebilirim. Bu anlamda rahatlıkla uniseks olarak piyasaya sürülebilirmiş. Erkekler kadın parfümü olduğuna bakmadan kullanabilirler. Çünkü oldukça da erkeksi bir tarafı var.

Parfüm yazarı Luca Turin, Obsession'u büyük oryantal olarak sınıflandırmış ve beş üzerinden üç yıldız vermiş kitabında. Kokusunun tasarımını Jean Guichard yapmış.


Eau de Parfum (EDP) olarak satılıyor. Kalıcılığı gayet iyi. Fark edilirliği başlarda yüksek. Onun için fazla sıkmamanızı tavsiye ederim. Tam bir sonbahar-kış parfümü. Otuz yaş ve üzerindeki arkadaşlara tavsiye ederim. Denemeden almayınız dememe gerek yok sanırım.

Artıları:
+ Orta kısmı harika.
+ Baharatlar ve hayvansal vanilyanın güzel örneklerinden birisi.
+ Fark edilirliği yüksek.
+ Uygun fiyatlara bulunabiliyor.

Eksileri:
- Başlarına alışmak zor.
- Sonlarını sıradan buldum.

Koku Güzelliği:10/7.5