21 Ağustos 2026 Cuma

Giorgio Armani - Acqua di Gio Parfum: Deniz Tuzuna Sarılmış Aromatik Meyveler

Giorgio Armani’nin parfüm lisans sahibi L'Oreal Group tarafından, piyasaya sürüldüğü 1996 yılından bu yana küresel pazarlarda dünyanın en çok satan erkek parfümlerinden biri olmasına rağmen ilk çıkan Acqua di Gio’yu çok kullanmış ama bir türlü sevememiş daha doğrusu kendime yakın bulamamıştım.

Piyasaya çıktığı 1996 yılından 2010'ların ortalarına kadar geçen yaklaşık 20 yıllık süreçte, özellikle Kuzey Amerika ve Avrupa pazarında en çok satan erkek parfümü unvanını elinde tutan bu eserin yıllar içinde aynı isimli farklı versiyonları piyasaya sürüldü. Uzun yıllar boyunca dünyada her 30 ila 32 saniyede bir şişe Acqua di Gio satıldığı istatistiği yeni versiyonlarla daha da ileri gidecek gibi görünüyor.

2023 yılında Alberto Morillas tarafından Acqua di Gio Parfum isimli versiyonu yaratıldığında az çok nasıl koku profiliyle karşılaşacağımızı biliyorduk. Oysa şöyle bir durum var ki Giorgio Armani’nin 2015 yılında üretilen, çok sevilen ve ne yazık ki kısa süre önce üretimi bitirilen Acqua di Gio Profumo versiyonunun devamı olarak Parfum versiyonun hayata geçirildiğini düşünüyoruz.

Acqua di Gio Parfum, Giorgio Armani’nin internet sitesinde odunsu turunçgil olarak sınıflandırılmış. Ayrıca şu üç nota ön plana çıkarılmış: Bergamot, biberiye ve odunsu notalar. Parfümün başlangıcı ilk Acqua di Gio’nun hemen hemen aynısı gibi gerçekleşiyor. Canlı ve ferah turunçgillere tuzlu deniz havasının eşlik ettiği ilk dakikalardan sonra aromatik Akdeniz otları kompozisyona dahil oluyor. Biberiye, fesleğen, adaçayı üçlüsünü çağrıştıran bu ana yapı zaten Acqua di Gio’nun imza kokusu diyebiliriz. Son kısımda ferah paçuli ve bir parça buhur/tütsü benzeri tema kapanışı gerçekleştiriyor.

2023 yılı çıkışlı Acqua di Gio’da durum şu ki neredeyse yüzde seksen oranında ilk Acqua di Gio ile benzer yönde ilerliyor. Benim ilk versiyonda itici bulduğum sivri kenarlar törpülenmiş ve daha yumuşak, aromatik, meyvemsi ve denizel havaya bürünmüş. Açıkçası ilk çıktığından itibaren Acqua di Gio’ya karşı bir ön yargım vardı ve bir türlü sevemiyordum ama 2023 yılı çıkışlı Parfum versiyonu sevdiğimi söyleyebilirim. Sanırım Parfum versiyonu Acqua di Gio ile barışma kokum oldu diyebilirim.

Günlük kullanıma uyabilecek, kadın-erkek çoğu kişinin rahatlıkla sevebileceği, övgüler alabileceğiniz basit, temiz, ferah ve denizel havayı gayet güzel veren tarafıyla sıcak yaz günleri için Acqua di Gio fena bir seçenek değil.

Her güzelin kusurları olduğunu biliriz ve Acqua di Gio’nun en büyük sorunu performansı gibi görünüyor. Kalıcılığı ferah yaz parfümü standartları için idare etse de etrafa yayılımı ilk patlama dışında oldukça zayıf. Kokum saatler sonra etraftan hissedilsin amacındaysanız bu eser pek işinize yaramayabilir.

Koku Güzelliği: 5/4

 

7 Ağustos 2026 Cuma

Bulgari - Tygar: Zencefil ve Greyfurdun Niş Evliliği

Ünlü mücevher markası Bulgari’nin parfümlerinin sektördeki diğer ana akım rakiplerinden çoğu zaman daha kaliteli ve yaratıcı işlere imza attığını düşünüyorum. Bulgari bir parfüm üretiyorsa genellikle arkasında bir fikir ve sıradışı emek bulunduğunu gözlemliyorum. Bir süredir pek ses getiremeyen parfümlerinin ardından Bulgari "Le Gemme" isimli özel seri kokular üretmeye başladı. Niş markalarla ve diğer ana akım rakiplerinin yüksek fiyatlı özel seri modelleriyle rekabet için ortaya çıkan Le Gemme serisinin ilk üyelerinden Tygar, çıkar çıkmaz büyük beğeni kazandı ve dünya çapındaki parfüm severlerden olumlu yorumlar geldi.

Bulgari’nin internet sitesinde Tygar’ın ilham kaynağının Hindistan’ın baharat bahçesi olarak bilinen Kerala bölgesinin sıcak, egzotik doğası ile kaplan gözü taşının yansıttığı sıcak enerjiyi ve her şeyi gören mistik gücünü bir hikayede birleştirmiş denebilir. Yine Bulgari’nin internet sitesine göre Tygar’ın kokusu şöyle anlatılmış: "Taze ve canlı greyfurt ve derin, sofistike ambergris akorlarından yaratılan, şaşırtıcı derecede zıt odunsu ve narenciye kokulu Bvlgari Le Gemme Tygar’ı keşfedin."

Tygar’ı üzerime sıktığımda beni ilk karşılayan tatlı ve modern greyfurt oluyor. Bu leziz greyfurda biraz misk de eşlik ediyor. Canlı, neşeli ve yüksek kaliteli açılışı gayet güzel. Orta kısıma geçildiğinde miskli greyfurda yumuşak zencefil ekleniyor. Bu andan itibaren tatlı zencefilli, miskli greyfurt olarak kapanışa kadar devam ediyor. Sonlarda bir parça ambergrisin eşlik ettiği Tygar, büyük değişimler yaşamadan tenden ayrılıyor.

Sanırım ilk soru şu olmalı: Tygar neden bu kadar sevildi ve başka niş markalar bile onu taklit eden parfümler çıkarmak zorunda kaldı? Bu sorunun birçok cevabı olabilir ama bence çok basit ve yüksek kaliteli aromanın ferah ve yumuşak verilmesi aklıma gelen ilk cevap diyebilirim. Evet genele bakarsak düz çizgide ilerleyen pek derinliği olmayan bir parfüm. Zencefil ve greyfurt uyumu üzerine inşa edilmiş gibi görünüyor. Yine de bu kadar basit bir formülü böylesine hoş, güzel, leziz, masum ve herkesin sevebileceği gibi verebilmek kuşkusuz usta bir işçilik ve yüksek malzeme kalitesi istiyor.

Burada parfümün tasarımını Jacques Cavallier gibi parfüm dünyasının yaşayan en önemli koku üstatlarından birisi tarafından hayata geçirilmesi önemli diyebilirim. Böylesine basit hatta minimal bir fikri, bu kalitede ve güzellikte sunmak müthiş yaratıcılık gerektiriyor ve Jacques Cavallier de bu tanıma uyuyor.

Kullanan veya koklayan çoğu kişinin rahatlıkla sevebileceği bu temiz, zamansız ve uniseks aroma insanlara belki çocukluk anılarını hatırlatacak belki de anlatması zor kokuları çağrıştıracak. Her ne sebeple olursa olsun gayet güzel bir parfüm ama kimi kullanıcıların çok yüksek fiyatını hedef almasını da anlayabiliyorum. Normal bir ana akım parfümün neredeyse 4-5 katı fiyat etiketi bulunan Tygar bu fiyatı hak ediyor mu yine kişisel bir tartışma konusu olarak devam edecek.

Kullandığım Eau de Parfum forumunda olanıydı. Sonrasında Extrait versiyonu da çıktı. Kalıcılığı yeterliyken etrafa yayılımı güçlü sayılmaz. İlkbahar-yaz günleri için düşünülebilir.

Koku Güzelliği:5/4

25 Temmuz 2026 Cumartesi

Jean Paul Gaultier - Le Beau Paradise Garden: Tropikal Adadaki Otelin Lüks Sabunu

Hindistan cevizi kokusunu sevmemin sebebi muhtemelen çocukluğuma kadar uzanıyor. Annemin sık sık yaptığı kakaolu pudinglerin üstüne döktüğü bolca hindistan cevizine, bende karşı konulmaz sempati yaratmış gibi görünüyor. Tropikal bir meyve olan, Türkiye şartlarında yetişmeyen ve pek tüketilmeyen meyveye karşı böylesine merakımın olmasının başka açıklaması olamaz.

Hindistan cevizi parfüm endüstrisinde son yıllarda sevilen ve kullanılan bir içerik olmaya başladı. Parfüm üreticileri geçmişte pek ciddiye almadıkları bu meyveyi merkeze alan birçok parfüm piyasaya sürmeye başladılar. Meyvenin sıcak ve genellikle tropikal iklimde yetişmesine binaen merkezinde hindistan cevizi teması olan parfümler genellikle ferah ve yaz mevsimine uygun olarak formüle ediliyor.

2020’li yılların başlarında Jean Paul Gaultier parfüm birimi arka arkaya hindistan cevizini merkeze alan ferah tropikal kokular üretiyor. Bu furyanın başlangıcı Le Beau isimli erkek parfümüyle gerçekleşti. Oldukça beğenilen ilk Le Beau’dan kısa süre sonra aynı isimli devam parfümleri raflardaki yerini aldı. Le Beau serisinin en ilgi çeken parfümü şüphesiz Paradise Garden oldu.

Hindistan cevizi kokusu sever olarak tabii ki Le Beau Paradise Garden ilk günden itibaren ilgimi çekmeyi başardı ve kendisiyle tanışmak istedim. Jean Paul Gaultier’in internet sitesinde Paradise Garden hakkında şunlar yazılmış: «Bu parfüm sizi güneşli bir cennete koku yolculuğuna çıkarır. Hindistan cevizinin tuzlu aroması, tonka fasulyesinin sıcaklığıyla birleşerek tropikal imza oluştururken, zencefil ve nane ise buruk his katıyor. Bu koku, yaprakların hafif hışırtısı arasında, parlak güneş ışığı altında çiçeklerin açtığı baştan çıkarıcı bir bahçe yaratıyor.»

Paradise Garden’in başlangıcı şekerli, canlı, neşeli meyvemsilikle gerçekleşiyor. Burada hindistan cevizinden ziyade lezzetli tatlı meyvelerden bahsedebilirim. Birkaç dakika sonra şekerli meyvelere yeşil sucul tema ekleniyor ve parfüm akuatik tarafa doğru yöneliyor. İlerleyen dakikalarda tatlılığı azalan ve sabunlu yeşil deniz kenarı gibi davranan Paradise Garden’in orta kısmında ferah zencefil de algılıyorum. Orta bölümden itibaren hindistan cevizi alanına doğru geçiliyor. Sonlara doğru pek değişim yaşanmadan ulaşılıyor. Kapanışta biraz sandal ağacı ve yine sabunlu, tuzlu denizi andıran yapı etkin diyebilirim.

Karşımızda yakın zamanda kullandığım Le Beau Le Parfum’u andıran ama ondan daha ferah, meyveli ve taze bir eser var. Le Beau Le Parfum ve Paradise Garden’de lüks otel havuzu suyu kokusuna benzettiğim hissiyat paylaşılmış. Paradise Garden daha canlı, tuzlu, meyveli ve giymesi daha kolay diyebilirim. Açıkçası hayalimde o mükemmel hindistan cevizi baskın kokuya rastladığımı söyleyemem ama yine yaz sıcakları ve deniz kenarı kullanımı için çok iyi bir parfüm Paradise Garden.

Ben daha hindistan cevizi suyu kokusu beklerken karşıma sabunlu-tuzlu-akuatik bir arkadaş çıktı. Jean Paul Gaultier parfümü büyük kitlelere satmak için böyle bir tercihte bulunmuş ki ekonomik anlamda kendilerince kesinlikle haklılar. Amaçlarına ulaşmış görünüyorlar fakat saf bir hindistan cevizi suyu kokusu ya da güneş kremleri gibi kokacağını umut ediyorsanız durum pek öyle değil. Kalite anlamında hafiften yapaylık sınırında gezse de çok rahatsız etmiyor.

Paradise Garden’in kokusunu son yılların adından çok söz ettiren parfümörü Quentin Bisch tasarlamış. Eau de Parfum formunda. Kalıcılığı ferah yaz parfümü için yeterli olsa da etrafa yayılımı yüksek sayılmaz.

Koku Güzelliği: 5/4

12 Temmuz 2026 Pazar

Issey Miyake - Le Sel d’Issey: Tuzlu Deniz Yosunu

Hem kıyafet hem de parfüm tasarımlarında Japon minimalizmini temel alan Issey Miyake’nin 2022 yılındaki ölümü şüphesiz ki moda sektörü için büyük kayıptı. Japonların dünya moda sektöründeki gururlarından Issey Miyake arkasında büyük bir marka ve onlarca parfümden oluşan koleksiyon bıraktı.

2024 yılında İssey Miyake’nin parfüm biriminin Le Sel d’Issey isimli erkek parfümünü piyasaya sürdüğünü gördük. İlk çıktığında pek ses getirmeyen Le Sel d’Issey zamanla kullanıcılarından oldukça iyi yorumlar almaya başladı. Issey Miyake’nin internet sitesinde Le Sel d’Issey için şu ifadeler kullanılmış:

«Deniz ve odunsu notalar buluşuyor. Elementlerin zıtlığı okyanus ile dünya arasında doğan canlandırıcı bir koku olan Le Sel d'Issey'i doğurur. Bu parfüm yaşamın tuzuna saygı duruşudur.

İyotun tazeliği, parıltılı tuzlu notalar ile baharatlı, odunsu notalar arasındaki etkileşimi anlatan zıt bir koku keşfedin. Sıcak ve taze notaların canlı birleşimiyle sizi enerjik hissettirecek modern, erkeksi kokuyla duyularınızı uyandırın. Deniz ile kara arasındaki canlı etkileşimi teninizde, hayatla birlikte parlayan bir koku içinde hissedin.»

Le Sel d’Issey’in açılışı tuzlu deniz yosunu benzeri kokuyla gerçekleşiyor. İlk saniyeler bizi Ege veya Akdeniz sahil kasabalarında gezerken denizden esen melteminin kokusuyla karşılıyor adeta. İlerleyen dakikalarda bu tuzlu minerali andıran aromaya zencefil ve geri planda menekşe de ekleniyor. Sonlarda genel yapı değişmeden ilerliyor. Odunsuları andıran taze kapanışla tene veda ediyor.

Le Sel d’Issey için Issey Miyake’nin internet sitesinde şu notalar öne çıkarılmış: Doğal deniz yosunu, meşe yosunu, zencefil, sedir ağacı ve kum vetiveri. Parfümün genelinin gerçekten de denizden kopup gelmiş ve sahilde güneşin altında kalıp kurumuş deniz yosunu gibi koktuğunu söyleyebilirim. Bu anlamda deniz teması tabii ki yaz mevsimini çağrıştırıyor ve sıcak havalarda kullanmanın iyi sonuçlar verebileceğini düşündürtüyor. Düz çizgide ilerliyor ve kokusal anlamda çok değişim göstermiyor. Basit ve hafiften calone kullanımını andıran yapaylık hissediyorum. Büyük resimde bu tür deniz temalı parfümleri seviyorum ve Le Sel d’Issey’i kötülemek için sebep bulamıyorum. Onun kokusu bana çocukken ailece gittiğimiz Datça tatillerini ve sahil kenarında denizden çıktıktan sonra üzerimden gelen tuzlu aromayı çağrıştırıyor.

Kokusu Bulgari Aqua Pour Homme’ye benziyor fakat ondan daha doğal ve gerçekçi. Eğer hoş ve basit deniz kokusu arıyorsanız Le Sel d’Issey’i muhtemelen beğeneceksiniz. Kokusunu son yılların en gözde parfümörü Quentin Bisch tasarlamış. Kullandığım ilk çıkan EDT versiyonuydu. Sonradan EDP ve Parfum versiyonları da piyasaya sürülmüş durumda. Kalıcılığı fena değil, etrafa yayılımı yüksek sayılmaz. İlk yarım saat iyi yayılıyor hatta kokusunu alan kadın-erkek herkes çok beğendi kokusunu ve ismini bile sordular. Genel beğenisi yüksek diyebilirim.

Koku Güzelliği:5/3